<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat, Tarih, Sinema, Kitap, Şiir, Genel Kültür, Bilgi, Ödev Araştırma, Komik Videolar, Facebook &#187; Biyografi</title>
	<atom:link href="http://www.zaruret.com/category/biyografi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.zaruret.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Apr 2010 05:28:24 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:58:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[ilk cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa filmi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal paşa]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemalin savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[söylev]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[türkyie cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=377</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk
Asker, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı, Türklerin babası, çağımızın en büyük lideri. Eşi görülmez başarılara imza atmış, ülkesi için hayatı pahasına kahramanca savaşmış, çökmüş bir imparatorluktan yeni, çağdaş ve dinamik bir ülke yaratmış, bugün Türk halkının bir bayrak altında bağımsız şekilde yaşamasını sağlamış ve Türkiye’yi kurtarmıştır. Bayrağımızı ve topraklarımızı ona ve  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong></p>
<p>Asker, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı, Türklerin babası, çağımızın en büyük lideri. Eşi görülmez başarılara imza atmış, ülkesi için hayatı pahasına kahramanca savaşmış, çökmüş bir imparatorluktan yeni, çağdaş ve dinamik bir ülke yaratmış, bugün Türk halkının bir bayrak altında bağımsız şekilde yaşamasını sağlamış ve Türkiye’yi kurtarmıştır. Bayrağımızı ve topraklarımızı ona ve komuta ettiği binlerce Mehmetçiğe borçlu olduğumuz için yediden yetmişe şükran doluyuz. Zira Atatürk, kaderimizi değiştirmiş, boyunduruk altında olmadan yaşamamız için bize bu ülkeyi bırakmıştır. Ülkemizin en büyük tarihi sınavı olan Kurtuluş Savaşı’nda Türk askerini komuta etmiş, ekonomik ve askeri açıdan yokluk sınırında olan ülkemizi azmi, sabrı, çalışkanlığı ve dehası sayesinde tek vücut haline getirip, bağımsızlığına kavuşturmuştur. Ülkemizin geleceğini her şeyin üstünde tutmuş, inkılâpları ve ilkeleriyle bugün Türkiye’nin çağdaş milletler içinde hak ettiği yerde olmasını sağlamıştır. Arkasında çok daha iyi bir Türkiye ve dünya bırakarak hayata gözlerini yummuş olan Atatürk, hiç kuşkusuz Türklerin en büyük şansıdır. Hayatı boyunca sevilen, tevazusu, hoşgörüsü, barışçı ve uzlaşmacı kişiliği, entelektüelliği, hümanizmi, görgüsü, karizması ve eşsiz özellikleriyle dünyanın da hayran olduğu Atatürk, savaş yerine barışa, ayrılık yerine birlik ve beraberliğe sahip çıkmış, Türk bayrağı altındaki herkese ve tüm dünyaya şu önemli mesajı vermiştir: “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”</p>
<p>Atatürk, Türk&#8217; ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır, ölümsüzdür.</p>
<p>Atatürk’ün Kökenleri</p>
<p>Cumhuriyetimizin kurucusu, kahraman asker ve büyük devlet adamı Atatürk’ün kökenleri Karaman Beyliği’ne uzanmaktadır. Babasının ailesi, Anadolu&#8217;nun Türkleşmesinde önemli rol oynamış olan &#8220;Kızıl-Oğuz&#8221; ya da &#8220;Kocacık Yörükleri” denilen Türkmenlerden geliyordu. Fatih Sultan Mehmed’in padişahlığı döneminde parçalanan Karaman Beyliği’nin Yörük aşiretlerindendiler ve Karaman’ın Taşkale Köyü’nden Rumeli’ye göç ettirilmişlerdi. Atatürk&#8217;ün büyük dedesi olan Kırmızı Hafız Efendi, anne tarafından “Gulalar” baba tarafındansa “Pınarlar” olarak anılan ailelerin mensubuydu. 1850 yılında, Hafız Ahmet Efendi kardeşi Hafız Mehmet Emin&#8217;le birlikte ticaret amacıyla Manastır şehrine gelmiş, daha sonra da Selanik’e yerleşmişti.</p>
<p>Atatürk’ün anne tarafının kökenleriyse, Orta Anadolu’dan getirilerek Batı Makedonya&#8217;nın Sarıgöl Bucağı&#8217;na yerleştirilen, daha sonra Selanik&#8217;in Lankaza(Lagaza) bölgesine göç eden ve “Evlad-ı Fatihan” olarak anılan yörüklere uzanıyordu. Atatürk&#8217;ün büyükannesinin adı Ayşe, dedesi ise Sofi-Zade Feyzullah efendiydi, Hasan ve Hüseyin isimlerinde iki çocukları vardı. Zübeyde Hanım’a döneminde kadınların okula gitmesi yaygın olmadığı için, okuryazar oluşu nedeniyle Zübeyde Molla deniliyordu.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün babası Ali Rıza Bey, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesinde doğdu. Ali Rıza Bey, bir süre Selanik Evkaf kâtipliğinde bulunmuş, 1876 yılında Selanik Asakir-i Milliye Taburu’nda birinci mülazım olarak görev almış, 1877’deki Osmanlı-Rus Harbi’nde de savaşmış ve sonraları ticaret hayatına atılmıştı. Gümrük Muhafaza Teşkilatı&#8217;nda memurluk yaparken Zübeyde Hanım’la 1871 yılında evlenmelerine müteakip ilk çocukları Fatma dünyaya geldi. Ardından Ahmet (1874), Ömer (1875), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881), Makbule (Boysan, Atadan) (1885) ve Naciye (1889) isimlerinde beş çocukları daha oldu. Ancak Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer ise henüz sekiz yaşlarındayken, o dönemde Rumeli&#8217;yi kasıp kavuran kuşpalazı (difteri) salgınından hayatlarını kaybettiler.</p>
<p>(Yüzbaşı Bakir Tosun&#8217;un Tarihte Bozkır ve Çevresi Yelbeği adlı çalışmasında, Atatürk&#8217;ün soy ağacı hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir.)</p>
<p>Atatürk’ün Doğumu</p>
<p>Mustafa Kemal ATATÜRK, 1881 yılında, Selanik&#8217;in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde bulunan evde dünyaya geldi. Ali Rıza Bey, çocukken kazayla beşikten düşürüp ölümüne yol açtığı ve hiç unutmadığı kardeşinin ismini yeni doğan oğluna verdi: Mustafa.</p>
<p>Sarı saçlı, mavi gözlü bir bebek olan Mustafa, Rumi takvime göre 1296 yılında dünyaya geldiyse de, doğduğu ay ve gün hakkında kesin bir bilgi yoktu. Ancak kayıtlarda yer alan bilgilere göre Zübeyde Hanım oğlunu “Erbain Soğukları” sırasında doğurduğunu ve aklında kalan tarihin 23 Aralık olduğunu belirtmişti. Bu tarih takvim farkı dolayısıyla 4 Ocak 1881’i göstermektedir.</p>
<p>Selanik arşiv belgelerinden edinilen bilgilere göre, Atatürk’ün doğduğu ve şu anda müze olan ev, 1870 yılından önce Rodoslu hoca Hacı Mehmed tarafından yaptırılmış, önce İbrahim Zühdü, daha sonra da Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm&#8217;e satılmıştı.</p>
<p>Ali Rıza Bey, babasının Subaşı Mahallesi’ndeki evinde eşi Zübeyde Hanım ve çocuklarıyla birlikte 1878 yılına kadar ikamet etmiş, daha sonra Atatürk’ün doğacağı evi kiralayıp yerleşmişti. 1880 yılında belalısı bir Rum eşkıya tarafından kaçırılan Ali Rıza Bey&#8217;in hayatından ümit kesildi. Sonradan yüksek bir haraç ödeyerek kurtuldu.</p>
<p>Atatürk’ün doğduğu ev, etrafı yüksek duvarlarla çevrili, harem ve selamlığı olan üç katlı, klasik bir evdi. Dönemin belgelerine göre, bir bab fekani oda, bir divanhane, bir tahtessema, iki bab tahtani oda, bir çeşme ve avludan oluşuyordu. Dış yüzeyi pembe boyalı olup, alt pencerelerine emir, üst pencerelerine de ahşap kafesler yapılmıştı. Atatürk evin ikinci katındaki sol tarafa düşen ocaklı odada dünyaya gelmişti.</p>
<p>29 Ekim 1933’te, Cumhuriyet&#8217;in Onuncu Yıl Dönümü dolayısıyla, Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğu ve Balkan Konferansı’nın bir hatırası olarak, Atatürk&#8217;ün doğduğu evin çift kanatlı kapısının sağ köşesine mermer bir plaka yerleştirdi. Plakanın üzerinde Türkçe, Elence ve Fransızca olarak şu ifade yer aldı: “Türk milletinin büyük müceddidi ve Balkan ittihadının müzahiri GAZİ MUSTAFA-KEMAL burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur.” Atatürk’ün doğduğu ev bugün Selanik&#8217;in Aya Dimitriya Mahallesi’ndeki Apostolu Pavlu Caddesi üzerinde 75 numaradadır, bitişiğinde Türk Konsolosluğu vardır.</p>
<p>Atatürk’ün Çocukluğu ve Eğitimi</p>
<p>Atatürk mütevazı bir aileden geliyordu. Onun bu özelliğinin ileride halkın nabzını tutmasını bilmesinde, halkın eğilimlerini sezmesinde büyük faydası olacaktı. Yakınları onun bir halk çocuğu olmakla övündüğünü ifade etmişlerdi. Atatürk 4 yaşındayken kız kardeşi Makbule Boysan Atadan dünyaya geldi. Diğer kardeşlerini çocuk yaştaki ölümleri nedeniyle hiç tanıyamayan Atatürk’ün çocukluk yıllarına dair kayıtlarda yer alan bilgiler sınırlıdır. Atatürk, okul çağına geldiğinde, eğitimi konusunda annesiyle babası arasında görüş ayrılığı belirdi. Geleneklere bağlı olan ve Hacı Sofi gibi dinine bağlı bir aileden gelen Zübeyde Hanım, eğitim sisteminin karışık olduğu bu dönemde, Atatürk’ün dini eksende eğitim veren Mahalle Mektebi&#8217;ne gitmesinde ısrarcı davranıyordu. Aydın görüşlü olan Ali Rıza Bey&#8217;in tercihi ise yeni açılan ve döneme göre oldukça modern bir anlayışla kurulan Şemsi Efendi İlkokulu’ndan yanaydı. Zira okulun kurucusu olan ve okula kendi ismini veren Şemsi Efendi, okulunda ezbercilik yerine katif metodu uygulatıyordu, ayrıca okulun kız bölümünü de açmış olan aydın bir eğitimciydi. 1873 yılında Selanik’te valilik görevine başlayan Mithat Paşa, başarılarından dolayı Şemsi Efendi’ye padişah nişanı vermişti.</p>
<p>Ali Rıza Bey&#8217;in önerisiyle okul konusundaki ikilem çözümlendi. Buna göre Atatürk, önce ilâhîlerle ve dinî bir törenle mahalle okuluna başlayacak, birkaç gün sonra da Şemsi Efendi okuluna geçecekti. Şemsi Efendi Okulu’nda dönemin mahalle okullarından farklı olarak yeni öğretim metotları uygulanmakta ve kara tahta, tebeşir, silgi, öğretmen masası, okumayı kolaylaştıracak levhalar gibi yeni araçlar kullanılmaktaydı. Atatürk’ün pedagojik esaslara göre eğitim veren bu okulda öğrenim görmesi gelişmesinde oldukça etkili oldu. Zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda arkadaşlarının ve öğretmenlerinin sevgisini kazanan Atatürk, matematikteki üstün başarısıyla da dikkat çekiyordu.</p>
<p>Bu arada gümrük memurluğunu bırakan, kereste ve ardından da tuz işine giren Ali Rıza Bey, Rum eşkıyalar ve tuzların erimesi nedeniyle ticaret hayatından çekilmişti. Memuriyete tekrar giremeyen Ali Rıza Bey bir süre sonra hastalandı ve 1888’de hayatını kaybetti. Babası öldüğünde Atatürk 7 yaşında, kız kardeşi Makbule ise henüz 3 yaşındaydı.</p>
<p>Babasının ölümü üzerine okuldan ayrılmak zorunda kalan Atatürk ve ailesini zor günler bekliyordu. Eşini kaybettiğinde kızı Naciye’ye hamile olan Zübeyde Hanım, 1890’ta doğum yaptı. Maddî durumu yetersiz olan Zübeyde Hanım çocuklarını alarak Langaza’da tarım işiyle uğraşan ağabeyi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşti. 1901 yılında Atatürk’ün kız kardeşi Naciye, verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Babasını ve kısa bir süre sonra kız kardeşini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşayan Atatürk’ün, dayısının çiftliğinde ailenin erkeği olarak aldığı sorumluluklar artmıştı. Çiftlikte geçen bu dönemde Atatürk doğayla iç içe oldu, dayısına işlerinde yardımcı olduğu için el becerileri arttı. Ancak Zübeyde Hanım oğlunun öğreniminin yarım kalmasından üzüntü duyuyordu. Onun caminin imamından ve özel öğretmenden aldığı eğitim yetersiz kalınca Zübeyde Hanım Atatürk’ü, iyi bir eğitim görmesini sağlamak için halasının yanına, Selanik’e gönderdi.</p>
<p>Bu arada abisine daha fazla yük olmak istemeyen ve aldığı küçük emekli aylığı ile geçinmekte zorluk çeken Zübeyde Hanım, Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey ile evlendi. Ragıp Bey&#8217;in önceki evliliğinden dört çocuğu vardı. Bu evlilik, babasının hatırasına saygı gösterilmediğini düşünen Atatürk’ü kızdırmıştı. Annesinin ikinci kez evlenmesini içine sindiremeyen Atatürk, uzun süre annesini aramadı. Ancak bu düş kırıklığı onun çalışma azmini arttırdı. Zira küçük yaşta babasını kaybetmesi de onun kendi ayakları üstünde durma gücünü kazanmasını ve hayatta başarılı bir şekilde mücadele etmesini sağladı. Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın Mustafa Kemal ATATÜRK biyografisinde konuyla ilgili olarak şu bilgilere yer verilmişti:</p>
<p>Zübeyde Hanım&#8217;ın Ragıp Bey ile ikinci bir evlilik yapması, ana ile oğul arasında dikkatlerden kaçmayan bir sorun da yaratmıştı. Ragıp Bey, Teselya Yenişehir&#8217;den Selanik&#8217;e göçmüştü. Eşini yitirmiş, dört çocuğuyla dul kalmıştı. Süreyya ve Hakkı adlarında 2 oğlu ile birinin adı Rukiye olan 2 kızı vardı. Zübeyde Hanım&#8217;la evlendiğinde Mustafa ve Makbule kardeşler için psikolojik de olsa bir üvey baba ve üvey kardeşler sorunu baş göstermişti. Makbule bu yeni hayata ayak uydurmakta gecikmemişti ama Mustafa üvey babanın bulunduğu çatı altında oturmak istememişti. Atatürk yaşamının sonlarında üvey babasından söz ederken “Bana karşı çok saygılı davranmış, büyük adam muamelesi etmiştir.” diye olumlu bir görüş sergilemişti ama evden ayrılışını Afet İnan&#8217;a babasını yitiren bir çocuğun isyanı olarak şöyle açıklamıştı: &#8220;Anamın böyle bir aile bağı yapmasını takdir ettim. Ancak çocukluk duygum isyandan ibaretti.</p>
<p>Selanik Askeri Rüştiyesi</p>
<p>Selanik’teki halasının yanına taşındıktan sonra Mülkiye İdadisi&#8217;ne kaydolan Atatürk, bu okulda Arapça öğretmenliği yapan Kaymak Hafız’dan sopa ile dayak yiyince, zaten orada okumasını istemeyen büyükannesi onu derhal okuldan aldırdı. O dönemde okul formasını çok beğendiği komşularının oğlu Askeri Rüştiye’ye gidiyordu. Ona özenen Atatürk, asker olmasını istemeyen annesinin karşı çıkmasına rağmen, gizlice, Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;nin sınavına girdi. Sınavı kazandığı haberini alan Atatürk 1893’te yine gizlice bu okula kaydını yaptırdı. Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;nde, oldukça başarılı olan Atatürk sınıf başkanıydı ve üstün zekâsıyla matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin de dikkatini çekiyordu. Genç öğrencisinin yeteneklerinden oldukça etkilenen Yüzbaşı Mustafa Efendi onu benzersiz kılmak için adına “Bilgi ve erdem bakımından olgunluk ve eksiksizlik” anlamına gelen Kemal ismini ekledi. Genç Mustafa, o günden sonra Mustafa Kemal olmuştu. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesi’ndeyken, matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin mazereti olduğu zamanlarda, onun yerine birçok kez dersi vermekle görevlendirilmişti. Zira büyük önder, bununla ilgili olarak daha sonra şunları söyleyecekti;</p>
<p>Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı sorular düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu.</p>
<p>Türk Dil Kurumu Başuzmanı A.Dilaçar’ın, Atatürk’ün matematikteki üstün başarısıyla ilgili olarak 10 Kasım 1971 tarihli yazısında belirttiğine göre, Atatürk ölümünden bir buçuk yıl kadar önce, üçüncü Türk Dil Kurultayı&#8217;ndan (24–31 Ağustos 1936) hemen sonra 1936–1937 yılı kış aylarında kendi eliyle “Geometri” adlı bir kitap yazdı. Kitap, matematik öğretmenleri ve bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olması amacıyla 1937 yılında Kültür Bakanlığı’nca yayınlanmıştı. Atatürk, “Geometri” isimli yapıtında; Boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarp, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayım gibi geometri ve matematikle ilgili terimlerin isim babası oldu ve bu terimleri Türk matematik bilimine kazandırdı.</p>
<p>Daha sonra ünlü bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, Atatürk’ün “Geometri” kitabı için &#8220;Küçük fakat anıtsal bir yapıt&#8221; yorumunu yapacaktı. Yapıtında yer alan her tanımı, her kavramı tüm öğeleriyle eksiksiz ve açık biçimde anlatan Atatürk, bunları örneklerle de açıklamıştı. Atatürk&#8217;ün türettiği matematik terimlerinin ve yaptığı geometri tanımlarının hemen hemen tümü bugüne değin değişmeksizin kullanıla gelmiştir. O&#8217;nun türettiklerinden sadece birkaç terim sonradan küçük ölçüde değiştirilmiştir.</p>
<p>Atatürk, 1898’de Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;nden üstün başarıyla mezun oldu. Artık askerî idadide (lise) öğrenimine devam etmesi gereken Atatürk, Selanik’ten İstanbul Kanatlarımın Altında’a gelmeyi düşünüyordu. Ancak sınav mümeyyizlerinden Hasan Bey’in tavsiyesiyle Manastır şehrindeki Manastır Askerî İdadisi’ne yazıldı.</p>
<p>Manastır Askerî İdadisi</p>
<p>Makedonya’nın en gelişmiş şehri olan Selânik’te, yeni fikirlere açık bir ortamda kendini geliştirme imkanı bulan Atatürk, renkli etnik yapısıyla farklı din ve ırkların bir arada yaşadığı bu şehirde büyük bir vizyon kazandı.</p>
<p>Manastır Askerî İdadisi’ndeki eğitimi sırasında, arkadaşlarından Ömer Naci, Atatürk’ün edebiyata ilgi duymasında rol oynadı. Şiir ve hitabet sanatıyla yakından ilgilenmeye başlayan Atatürk, Namık Kemal’den ve eserlerinden ciddi şekilde etkilendi. Kitabet öğretmeni Mehmet Asım Bey, Atatürk’ün şiir ve edebiyata olan eğilimini fark edip, onunla askerlik mesleğine yönelmesi gerektiğiyle ilgili konuştu. Ancak, Atatürk için hitabet her zaman çok önemli oldu, ayrıca yazma tutkusu da devam etti. Konuyla ilgili olarak daha sonra şunları söyleyecekti:</p>
<p>Şiir yazmak hakkında idadi hocasının vazettiği memnuiyeti unutmuyordum. Fakat güzel söylemek ve yazmak hevesi bakiydi. Teneffüs zamanlarında hitabet talimleri yapıyorduk. Saati ellerimize alıyor, “Bu kadar dakika sen, bu kadar dakika ben söyleyeceğim” diye müsabaka ve münakaşalar tertip ediyorduk.</p>
<p>Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Naküyiddin Yücekök Bey de Atatürk’le yakından ilgileniyordu. Zira Atatürk başarılı bir öğrencisiydi ve bir kurmay subayının mutlaka bir yabancı dil öğrenmesi gerektiğine inandığı için Fransızca derslerine büyük önem veriyordu. Ancak Fransızcası diğer derslerine göre zayıf olan Atatürk, bunu çözmek için tatil dönemlerinde gittiği Selanik’te College des Frères de la Salle’in özel kurslarına devam ederek lisanını geliştirdi. Yakın arkadaşı Fethi Okyar’ın da desteğiyle Fransız ihtilalinin öncüleri Voltaire, J.J. Rousseau gibi filozofları tanıdı, tarih ve siyaset konusundaki bilgisi arttı. O dönem ayrıca sonradan sürekli işbirliği yapacağı arkadaşları, Nuri Conker, Salih Bozok ve Fuat Bulca’yla da tanıştı. Atatürk’ü en çok etkileyen derslerden biri de tarihti. Zira tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik Bey (5. Dönem Diyarbakır Milletvekili) geniş kapsamlı bir tarih vizyonu ile Atatürk’e yeni ufuklar açtı. İdadide başlayan tarih sevgisi hayatı boyunca devam etti.</p>
<p>Manastır Askerî İdadisi’ndeki eğitimi sırasında Atatürk’ü en çok etkileyen olay 1897 tarihli Türk-Yunan Savaşı olmuştu. Türk Ordusu’nun savaş meydanında parlak bir zafer kazanmasına rağmen barış masasında zararlı çıkmasına içerleyen Atatürk, coşkun bir vatan sevgisiyle dolmuştu. Bir arkadaşı ile gönüllü olarak savaşa katılmak için girişimde bulunsa da bu arzusunu gerçekleştirme imkânı bulamadı. Ancak sonsuz vatan sevgisiyle kabına sığmaz olan Atatürk’ün bu özelliği hayatı boyunca devam edecekti. Manastır Askerî İdadisi’nin en parlak öğrencilerinden biri olan Atatürk, İdadideyken, bıkıp usanmaksızın çalıştı,kendisini son derece bilinçli olarak geleceğe hazırladı. Sonunda 1898 yılının kasım ayında bütün derslerden tam not alıp, 54 kişilik sınıfın ikincisi olarak, dereceyle okulunu bitirdi.</p>
<p>Okul sicilindeki bilgilere göre Atatürk, son derece yetenekli, ama kendisiyle kolayca samimi ilişkiler kurulması güç bir karaktere sahipti. İdadî öğrenimi boyunca, vatansever, kendini her konuda geliştiren, ilerleme tutkusuyla dolu, çalışkan, azimli, kendine güveni sonsuz, seçkin ve iyi giyinen bir öğrenci oldu. Dünyayı ve günceli sürekli olarak takip eden, çalışkanlığının yanında sosyal hayatta da oldukça başarılı olan Atatürk, dünyanın nimetlerinden faydalanan ama başarıya ulaşmak için de çok çalışan bir yapıdaydı.</p>
<p>İstanbul Harp Okulu ve Akademisi</p>
<p>Atatürk, İstanbul’a gelerek 13 Mart 1899’da Harp Okulu’ndaki eğitimine başladı. Apolet numarası 1283’tü. Okula başladıktan 2 ay sonra arkadaşları arasında sivrilerek sınıf çavuşu oldu. Burada yıllarca dost kalacağı arkadaşları Ali Fuat Cebesoy ve Asım Gündüz’le tanıştı.</p>
<p>Harp Okulu’ndaki birinci yılı gençlik hayalleri ve çok sevdiği İstanbul’un çarpıcı havası içinde geçiveren Atatürk, sınavlarını başarıyla vererek ikinci sınıfa başladı. İlk yıl, ağırlığı sosyal hayata vermesine rağmen oldukça başarılı olan Atatürk, İkinci ve üçüncü sınıflarda dersleriyle çok daha fazla ilgilenmeye başladı. Zira Harp Okulu’nda dereceye girmek oldukça önemliydi. Çünkü kurmay sınıfına ayrılmak okulda üstün başarı göstermekle mümkündü. Atatürk, 3. Sınıfta 459 öğrenci arasından 8. olarak dereceye girdi ve kurmaylığa hak kazandı. Sicil numarası 1317-P.8(1901-P.8)’di.</p>
<p>Mustafa Kemal 10 Ocak 1902’de teğmen rütbesi ile Harp Akademisi&#8217;nde öğrenimine başladı. Sınıfta topçu ve süvari okullarından gelenlerle birlikte 43 öğrenci vardı.</p>
<p>Mustafa Kemal Harp Akademisi&#8217;nde iken onun üstün niteliklerini ilk keşfeden Osman Nizami Paşa olacaktı. Paşa, Ali Fuat’ın babası İsmail Fazıl Paşa’nın evinde kendisini mahçubiyetle dinleyen Atatürk’le konuşup şunları söylemişti;</p>
<p>Mustafa Kemal Efendi oğlum görüyorum ki, İsmail Fazıl Paşa seni takdir etmek hususunda yanılmamış. Şimdi ben de onunla hemfikirim. Sen bizler gibi yalnız Erkân-ı Harb zabiti olarak normal hayata atılmayacaksın. Keskin zekân ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzere müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma, sen de memleketin başına gelen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim. İnşallah yanılmamış olurum.</p>
<p>Gelecek günler Osman Nizami Paşa’nın görüşlerini haklı çıkaracaktı.</p>
<p>Harp Akademisi’nin öğretmenleri dil bilen, iyi yetişmiş ve seçkindiler. Akademideki sınıf arkadaşı Asım Gündüz’e göre, Atatürk Fransızcasını ilerletmek için Fransız bir bayandan ders aldı. Bu dönemde Paris’teki Jön Türk gazeteleri ile Fransızca gazetelerini getirtiyor ve arkadaşlarını etkilemeye çalışıyordu. Siyasal düşüncelerinin Harbiye Okulu’nda olgunlaşmaya başladığını söyleyen Atatürk, bir yandan öğreniminde başarılı olmak için sürekli çalışıyor bir yandan da ülkenin kaderine kafa yoruyordu. Zira ülkenin siyasetinde yanlışlar olduğunu fark etmişti. Ülkedeki yanlışlar hakkında herkesin bilgi sahibi olmasını isteyen Atatürk, Harp Okulunda başladıkları el yazısı ile gazete hazırlama işine geri döndü ve gazete çıkarmaya başladı. Gazete az kullanılan bir dershanede hazırlanıyor, elden ele dolaştırılıyordu. Konuyla ilgili olarak şunları dile getirdi;</p>
<p>Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi (Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğu konusundaki keşfi) anlatmak hevesine düştük. Mektepte el yazısıyla bir gazete tesis ettik. Sınıf dâhilinde ufak teşkilatımız vardı. Ben heyet-i idareye dâhildim. Gazetenin yazılarını ekseriyetle ben yazıyordum.</p>
<p>Ancak bir süre sonra durum Mektepler Nazırı Zülüflü İsmail Paşa tarafından öğrenildi. Bu durumla ilgili bilgi alan akademi komutanı bir gün ansızın dershaneye bir baskın yaptı ve öğrencileri suçüstü yakaladı. Komutan konu hakkında takibat yapmayıp sert bir ihtarla yetindi. Fakat Atatürk ve arkadaşları faaliyetlerine ara vermediler. Bir ev tutarak gazeteyi çıkarmaya devam ettiler ancak bir muhbir tarafından ele verilerek tutuklandılar. Meslek hayatlarını söndürmeyen ancak birkaç ay hapiste kalmalarına neden olan olay sonrasında serbest bırakıldılar. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905’te üç yıllık notlarının toplamına göre akademiyi beşinci olarak bitirdi. Atatürk, Harp Akademisi yıllarını yabancı dilini geliştirerek, Namık Kemal’in düşüncelerini izleyip, bunları okul içinde yayarak geçirdi. Askeri eğitimi boyunca yabancı dil, şiir, dans, hitabet gibi o dönemin askeri öğrencisi için pek de alışık olunmayan konularla ilgilendi.</p>
<p>İlk Askeri Tecrübeler</p>
<p>Atatürk ilk görevi için Şam’a gönderildi. 1905–1907 yılları arasında Şam&#8217;da 30.süvari alayında bölük komutanı olarak görev yapan Atatürk, 29. süvari alayında bölük komutanı olan arkadaşı Lütfi Ümit Bey’le ev tutup birlikte yaşamaya başladı. Kılıç Ali, o dönemle ilgili bir durumu daha sonra şu şekilde anlatacaktı;</p>
<p>… Aradan bir müddet geçtikten sonra, günün birinde kumanda etmekte oldukları bölüklerinin alaylarıyla birlikte vazife alarak Havran havalisine hareket etmek üzere olduklarını haber alınca her ikisi de hayretler içinde kalmışlar. Kendilerine haber vermeksizin kıtalarının hareket etmiş olmalarına hiçbir mana verememişler. Bu vaziyet karşısında Mustafa Kemal fena halde sinirlenmiş. Kendilerine karşı lakaydi gösteren kıtalarının kumandanına yaptığı şikâyetten bir netice alamayınca doğrudan doğruya ordu kumandanına şikâyete karar vermiş. Fakat bu sefer de ordu kumandanından beklediği hassasiyeti görememiş. Bunun üzerine işi enerjisiyle halletmeye karar vererek harekete geçmiş ve arkadaşı Lütfi Müfit Bey’e de kendisini takip etmesini istemiş. Kumandanların istihfaf ve istememelerine rağmen onlar da bu harekâta iştirak etmişler. Meğer süvari kıtasının aldığı vazife aynı zamanda on senelik verginin tahsiliymiş. Atatürk, bu vergi tahsilâtı esnasında köylülerin çektikleri zahmetleri, uğradıkları mezalimi ve o sırada yapılan suiistimalleri nefretle anlatıyor ve kıtanın aldığı vazifeyi “haydutluk” diye tavsif buyuruyordu. Bir gün alay zabitlerinden biri Lütfi Müfit Bey’e yapılan yolsuzluklara göz yumması için altın para teklif etmiş. Müfit bey bu teklifi reddetmekle beraber Mustafa Kemal Bey’i de haberdar etmiş. Mustafa Kemal, Müfit Bey sormuş: “Müfit, sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun, yoksa yarının mı?”Müfit bey derhal bu suale: “Elbette yarının adamı olmak isterim” diye yanıt vermiş. Müfit Bey’in bu cevabı o zaman Atatürk’ün o kadar hoşuna gitmiş ki, bunu daima anlatırlar ve: “Elbette o teklif edilen parayı alamazdı ve almadı. Çünkü o, bugünün adamı değil yarının adamı olmak istiyordu” diye Müfit Bey’e iltifatta bulunurlardı.</p>
<p>Kılıç Ali’nin anlattığı bu önemli durum, Atatürk’ün rüşvete ne kadar karşı olduğunu, her daim dürüstlüğü ön planda tuttuğunu, haksızlığa gelemediğini ve kafasının ülkesinin geleceğinde olduğunu göstermekteydi. Rüşvet olayını namus meselesi olarak görmesinin ötesinde, bunu tarih ve gelecek bilinci içinde değerlendirmekteydi.</p>
<p>Atatürk ilk askeri tecrübesini yaptığı Şam’daki görevini 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) olarak tamamladı. Daha sonra Manastır&#8217;da III. Ordu&#8217;ya atandı ve 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a giren Hareket Ordusu&#8217;nda Kurmay Başkan olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa&#8217;ya gönderilen Atatürk, Picardie Manevraları&#8217;na katıldı.</p>
<p>Komutanlık Dönemi (1911 – 1919)</p>
<p>1911’de, İtalyanların Trablusgarp&#8217;a hücumu ile başlayan Trablusgarp Savaşı&#8217;nda, Atatürk bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911&#8242;de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı&#8217;nı kazandıktan sonra 6 Mart 1912&#8242;de Derne Komutanlığı’na getirildi.</p>
<p>Ekim 1912&#8242;de Balkan Savaşı başlayınca Atatürk, Gelibolu ve Bolayır&#8217;daki birliklerle savaşa katıldı, Dimetoka ve Edirne&#8217;nin geri alınışında önemli hizmetler verdi. 1913 yılında Sofya Ateşe Militerliği’ne atandı ve 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Hayatının ilk aşkını Sofya’da bir Bulgar kızı ile yaşadığı söylenmekteydi.</p>
<p>1914’te Birinci Dünya Savaşı başlamıştı ve Osmanlı İmparatorluğu da savaşa girmek zorunda kalmıştı. Atatürk, 19. Tümen&#8217;i kurmak üzere Tekirdağ&#8217;da görevlendirildi. 18 Mart 1915&#8242;te Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası&#8217;na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;na çıkan Liman Von Sanders yönetimindeki düşman kuvvetlerini, Atatürk’ün komuta ettiği 19. Tümen, Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Çanakkale’de kahramanca savaşan Atatürk, &#8220;Çanakkale geçilmez!&#8221; sözünün de doğduğu bu büyük askeri başarısıyla albaylığa yükseldi.</p>
<p>İngilizler 6–7 Ağustos 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;nda tekrar taarruza geçmişlerdi. Anafartalar Grubu Komutanı Atatürk, 9–10 Ağustos&#8217;ta komuta ettiği ordusuyla Anafartalar Zaferi&#8217;ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;taki Kireçtepe ve 21 Ağustos&#8217;taki II. Anafartalar Zaferi takip etti.</p>
<p>Atatürk, Çanakkale Savaşları’ndan sonra 1916&#8242;da Edirne ve Diyarbakır&#8217;da görev aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da tümgeneralliğe yükseldi ve Ruslarla savaşarak mus ve Bitlis&#8217;in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep&#8217;teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917&#8242;de İstanbul&#8217;a giden Atatürk, Veliaht Vahdettin Efendi&#8217;yle Almanya&#8217;ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalanıp, Viyana&#8217;ya ve Karisbad&#8217;a giderek tedavi oldu. Atatürk, 15 Ağustos 1918&#8242;de Halep&#8217;e 7. Ordu Komutanı olarak geri döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı kahramanca savaştı. Mondros Mütarekesi&#8217;nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918&#8242;de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı&#8217;na getirildi ve daha sonra bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918&#8242;de İstanbul&#8217;a gelip Harbiye Nezareti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı Yılları (1919 – 1923)</p>
<p>Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin Anadolu&#8217;yu işgal etmeye başlamaları üzerine, Atatürk, 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıktı. 22 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını&#8221; ilan edip, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’ne başkanlık etti. 23 Temmuz &#8211; 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresi öncesinde, Osmanlı ordusunu bırakıp, Kuvayi Milliye lideri oldu. Kuvayi Milliye Arapça kökenli bir sözcüktü ve ulusal kurtuluş ordusu anlamına geliyordu. Atatürk’ün Kuvayi Milliye tanımı şu şekildeydi:</p>
<p>Hükümet merkezi düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, ulusun ve devletin bağımsızlığını koruyacak kuvvetlere emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve ulusun araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan, doğruya ulusun kendisine kalıyordu… İşte buna Kuvayi Milliye diyoruz.</p>
<p>Kuvayi Milliye sırasında Atatürk kendisine ilk nüfus kaydını ve nüfus cüzdanını verecek olan Erzurum&#8217;un manevi hemşerisi seçildi. 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi&#8217;ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesi için çalıştı. 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılanan Atatürk, 23 Nisan 1920&#8242;de “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni açtı. TBMM, ulusal kuvvetlerin tek merkezde toplanması ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulması yolunda çok önemli bir adımdı. Erzurum Milletvekili olan Atatürk, Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. 15 Mayıs 1919&#8242;da Yunanlılar İzmir&#8217;i işgali etmişti. Türk kurtuluş mücadelesi bu işgal sırasında Hasan Tahsin tarafından düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayarak Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu aralarında paylaşan Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen ulus güçleriyle savaşıldı. Ancak işgalci emperyalist devletlere karşı başarılı bir mücadele için düzenli bir ordu gerekiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurarak Kuvâ-yi Milliye ve ordu bütünleşmesini sağladı. Savaş zaferle sonuçlandı.</p>
<p>Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli aşamaları ise şöyleydi:</p>
<p>•Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü&#8217;nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı<br />
•Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)<br />
•I. İnönü Zaferi (6 &#8211; 10 Ocak 1921)<br />
•II. İnönü Zaferi (23 Mart &#8211; 1 Nisan 1921)<br />
•Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10 &#8211; 24 Temmuz 1921)<br />
•Sakarya Zaferi (23 Ağustos &#8211; 13 Eylül 1921)<br />
•Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Takip Harekatı (26 Ağustos &#8211; 9 Eylül 1922)</p>
<p>Sakarya Zaferi&#8217;nden sonra 19 Eylül 1921&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk&#8217;e Mareşal rütbesini ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te İsviçre&#8217;nin Lozan kentinde imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sona erdi. Bu anlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalktı ve Türkiye Cumhuriyet&#8217;i Lozan Antlaşması temelleri üzerine kuruldu. New York Times Kurtuluş Savaşı’nı kazanmamız, bağımsızlığımıza kavuşmamız ve Lozan Antlaşması’nın başarısı üzerine şunları yazacaktı:</p>
<p>Lozan&#8217;ı Atatürk kazandı; son iki yüz yılda ihtiyar Asya&#8217;nın Avrupa&#8217;ya karşı kazandığı ilk zafer.</p>
<p>23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da TBMM&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde en büyük adım atılmıştı ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmişti. Meclisin, Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı ve 1 Kasım 1922&#8242;de hilafet ve saltanat birbirinden ayrıldı. Ardından da önce saltanat ve daha sonra da hilafet (3 Mart 1924) kaldırıldı. Gazi Atatürk, Eylül 1923&#8242;te başlattığı kurtuluş mücadelesini siyasi harekete dönüştürdü ve Türkiye’nin ilk partisi olan daha sonradan adı Cumhuriyet Halk Partisi olacak Halk Fırkası’nı kurdu. 29 Ekim 1923&#8242;te Cumhuriyet (halk egemenliği) idaresi resmen kabul edildi ve Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 tarihinde İsmet İnönü tarafından Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk hükümeti kuruldu.</p>
<p>Cumhurbaşkanlık Dönemi (1923–1938)</p>
<p>Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk, anayasa gereğince dört yılda bir yeniden yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 1927, 1931, 1935 yıllarında olmak üzere üst üste toplam 3 kez TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk, 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan büyük yapıtı Nutuk&#8217;u (Söylev), 29 Ekim 1933 tarihinde de Onuncu Yıl Nutku&#8217;nu okudu. Nutuk, ulusal mücadelenin kimlere karşı, niçin ve nasıl verildiğini anlatıyordu ve mücadelenin Cumhuriyet kurulduktan sonraki aşamasında yapılması gerekenler konusunda da önemli bilgiler veriyordu. Türkiye için oldukça değerli olan bir konuşmaydı.</p>
<p>2587 sayılı kanunla 24 Kasım 1934 tarihinde ülke için yaptıkları, kazandığı zaferler ve Türklerin babası olması dolayısıyla Mustafa Kemal&#8217;e Atatürk soyadı verildi. Atatürk 1930&#8242;lu yıllarda eski Yunan başbakanı Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.</p>
<p>Sinsi Hastalık Siroz</p>
<p>Milli çıkarlar ve devlet işlerinde son derece titiz olan, hiç bir mazeret kabul etmeyen Atatürk, çok çalıştığı için kendi sağlığına gerektiği kadar özen gösteremiyordu. Yaşayış tarzının sağlığına verebileceği zararlara karşı kayıtsızdı. Ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde görüyordu. Geceleri çok geç yatmakta, önemli bir durum olduğunda günlerce uykusuz kalarak aralıksız çalışmaktaydı. Büyük Nutku dikte ettirirken çalışanlardan bayılanlar olduğu halde, o ara vermeden dikte ettirmeye devam etmişti. Okumaya meraklı olan Atatürk ilgi duyduğu bir kitabı ne kadar hacimli olursa olsun saatlerce okur, bitirmeden bırakmazdı. Ancak 1937 yılında sağlığıyla ilgili olarak olumsuzluklar ortaya çıkmaya başladı.</p>
<p>Atatürk genç yaştayken, Manastır Askerî İdadisinde öğrenim görürken ciddi bir sıtma hastalığı geçirmişti. Trablusgarp’a giderken attan düştüğü için İskenderiye’de tedavi gördüğü Salih Bozok’un anılarında dile getirilmişti. Derne savaşlarında ise gözünden yaralanmış ve Viyana’da tedavi görmüştü. Büyük Harp sırasında başlayan böbrek rahatsızlığı ise uzun süreler devam etmiş, 1918’de Avusturya’da Karlsbad kaplıcalarında tedavi görmüştü. Atatürk’ün Millî Mücadele yıllarında da böbrek sancılarının devam ettiği, Sakarya Savaşı öncesinde üç kaburga kemiğinin kırıldığı bilinmekteydi. 1924 ve 1927 yıllarında, Cumhurbaşkanlığı döneminde, kalp rahatsızlıkları geçirdiyse de gerekli tedaviler sonucunda sağlığına kavuşmuştu. 1936 yılında soğuk algınlığı sonucu ateşli bir akciğer rahatsızlığı geçirmesine rağmen, oldukça sağlıklı görünmeyi başaran Atatürk, savaşın, mücadelenin ve zor koşulların olumsuz etkilerine rağmen yıllara meydan okuyordu. Ancak bu zorlu süreçler onu çok yıpratmıştı. Dolayısıyla 1937 yılının başlarından itibaren Atatürk’ün sağlık durumu bozulmaya, rahatsızlıklar kendini göstermeye başlamıştı. Ancak Atatürk, bu belirtilere yeterince önem vermemiş, ülke çıkarlarını kendi sağlığından üstün tuttuğu için geçici tedbirlerle yetinmişti.</p>
<p>Atatürk’ün rahatsızlığına ilk teşhisi koyan Yalova Termal Kaplıcaları Müdürü Dr. Nihat Reşat Belger’di. 22 Ocak 1938’de Dr. Belger kendisini muayene ettiğinde karaciğer büyümesi ve sertleşmesi teşhisini koydu. Atatürk içkiyi sevdiği için karaciğeri büyük zarar görmüştü. Kesin tanı için özel doktoru Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp çağrıldı ancak İrdelp’in teşhisi de farklı olmadı. Atatürk siroz olmuştu ve tedavi için ciddi bir perhiz ve istirahat gerekliydi.</p>
<p>Atatürk bir kaç gün dinlendikten sonra 1 Şubat’ta Gemlik Suni İpek Fabrikası’nı, 2 Şubat’ta Merinos Fabrikasını açmak için Bursa’ya gitti. Fabrika açılışlarını yapıp, düzenlenen baloya katılan Atatürk, ertesi gün dolmabahce-sarayi’na döndüğünde bitkindi. Zatürreye yakalandı ancak on günlük bir tedaviden sonra sağlığına kavuştu.</p>
<p>25 Şubat 1938’de Ankara’da gerçekleşen Balkan Antantı toplantısına katıldı, Balkan devlet adamları ile uzun görüşmeler yaptı. Ancak tüm bu çabalar ve yoğunluk onu yormaya devam ediyordu. Hastalığının artması üzerine, 6 Mart 1938’de, Türk doktorları tarafından bir konsültasyon yapıldı ve Fransa’dan da tanınmış uzman Prof. Dr. Fiessinger davet edildi. 28 Mart 1938’de siroz teşhisini doğrulayan Fiessinger’in Atatürk’e :“Büyük kumandan büyük harpler yaptınız. Muzaffer oldunuz. Ama bu işin kumandanı da benim. Siz bana tâbi olacaksınız, bana yardım edeceksiniz” dediği söylenmekteydi. Fiessinger’in ifadesini beğenen Atatürk, onun tavsiyelerine uymaya çalıştı.</p>
<p>Hükümet ilk defa 30 Mart 1938’de, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün hastalığı ile ilgili resmî bir bildiri yayınladı. Bildiride, Fiessinger’in muayenesi sonucunda Atatürk’ün sağlığında endişe edilecek bir durum olmadığı ifadesi yer alıyordu.</p>
<p>Ancak Atatürk, Cumhurbaşkanlığı görevini aksatmadan yürütmek ve özellikle Hatay sorununu sonuçlandırmak kararındaydı. Çünkü Fransa’nın Hatay meselesi konusundaki aldırmaz tutumundan rahatsız oluyordu. Türkiye’nin bu konudaki kesin kararlılığını göstermek için 20 Mayıs’ta Mersin’de askerî birliklerin geçit töreninde bulunup, 24 Mayıs’ta Adana’daki askerî birlikleri denetledi ancak Ankara’ya döndüğünde bitkindi. Ankara’da sadece bir gün kaldıktan sonra 26 Mayıs’ta İstanbul’a hareket etti. Bu yolculuktan sonra ulu önder Ankara’yı bir daha göremeyecekti. Deniz havasının kendisine iyi geleceği ümit edilmekteydi ve hem devlet başkanlarını orda ağırlaması hem de dinlenmesi amacıyla Savarona yatı alındı. Dünya liderlerini ağırladığı Ertuğrul isimli yat eskiyince Cumhurbaşkanlık için yeni bir yat araştırması yaptırmıştı. Değerlendirme sonrasında, Brooklyn Köprüsü’nü inşa eden mühendis John Roebling’in kızı Emily Roebling Cadwallader tarafından hizmete sokulan Savarona isimli yat satın alındı. Yat bazı döşemeleri yenilendikten sonra Atatürk’ün ölümcül hasta olduğu dönemde İstanbul’a geldi. Atatürk, Savarona’da geçirdiği altı hafta boyunca kabine toplantıları düzenledi, Romanya Kralı Carol da dâhil olmak üzere önemli konukları ve devlet başkanlarını ağırladı.</p>
<p>29 Mayıs’ta yapılan muayene sonucu karnında su toplanmaya başladığı görülen Atatürk, 1 Haziran’da Savarona yatına yerleşmiş 25 Temmuz 1938’e kadar orada kalmıştı. Ancak geminin içi yaz sıcağında kavrulmakta olduğu için, Atatürk rahatsızlandı ve 8 Temmuz’da Prof. Fiessinger 2. defa İstanbul’a geldi. Gerekli uyarılarda bulunan Fiessinger’ın mutlak istirahat önerisine rağmen, Atatürk, 9 Temmuz’da Savarona’da Bakanlar Kuruluna saatlerce başkanlık etti. Fiessinger 16 Temmuz’da 3. defa İstanbul’a gelerek, Atatürk’ün durumunun hassaslaşmakta olduğunu gördü ve Atatürk, 24/25 Temmuz gecesi Dolmabahçe sarayına nakledildi.</p>
<p>Hastalığına rağmen, Atatürk, dolmabahce-sarayi’nda Başbakanını, Bakanlarını, elçileri ve komutanları kabul ediyor ve ülke meselelerini sürekli olarak izliyordu. 3 Eylül 1938’de Hatay Devleti’nin kuruluşunu “Türkiye Cumhuriyet’inin bir başarısı olarak” coşkuyla kutladı. Sağlığı gittikçe bozulan Atatürk, 5 Eylül’de vasiyetini yazdı. 6 Eylül’de Prof. Fiessinger dördüncü defa İstanbul’a gelerek, Atatürk’ün karnında toplanan suyu alarak onu rahatlattı. 11 Eylül’de düzenlenen raporda kesin istirahat öngörüldü. Buna göre ziyaretler sınırlı tutulacak ve yatakta dinlenilecekti.</p>
<p>Sonraki günlerde karında asit toplanması ilerledi, genel durumda yorgunluk ve takatsizlik vardı. Ancak sinsi hastalık ilerlemekteydi. 16 Ekim akşamı gelen ilk ağır koma 19 Ekim’e kadar sürdü. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, 23 Ekim gününe kadar sabah ve akşam günde iki defa sağlık durumunu belirten bildiriler yayınladı. 20 Ekim’de koma durumundan kurtulan Atatürk, eseri olan Cumhuriyetin 15. yıldönümü törenlerine katılmak ve halkıyla bütünleşmek için Ankara’ya gitmek istiyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. 29 Ekim’de bağrından çıktığı orduya bir mesajla seslenen Atatürk şunları söyledi:</p>
<p>Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk Ordusu… Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dâhilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret vazifeni her an yapmaya hazır olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam iman ve itimadımız vardır.</p>
<p>1 Kasım 1938’de TBMM toplantısının açılış konuşmasını Atatürk’ün yerine Celal Bayar okudu ve Atatürk yakınlarıyla en son 6 Kasım tarihinde görüştü. 7 Kasım’da karnına 3. defa ponksiyon yapılarak su alındıktan sonra 8 Kasım’da Atatürk tekrar ağır bir komaya girdi. Saat 19 dolaylarında başlayan koma gittikçe ağırlaştı. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği 9 Kasım 1938’de saat 24’de yayınladığı bildiride “Umumî durumunun tehlikeli bir hal aldığı” nı vurguladı.</p>
<p>10 Kasım Perşembe günü tüm Türkiye Cumhuriyeti ve dünya tarifsiz bir yasa boğuldu. Sevgili Atatürk, kendisini tedavi etmeye çabalayan hekimlerinin gözyaşları arasında, saat 9.05’te hayata veda etti.</p>
<p>Hükümet acı haberi Türk halkına bir bildiri ile duyurdu:</p>
<p>…Türk Milleti Ulu şefini, insanlık büyük evlâdını kaybetti. Milletimize içimiz yanarak bu tarife sığmayan ziyandan dolayı ve derin taziyelerimizi sunarız… Ölmez olan onun büyük eseri Cumhuriyet Türkiyesidir… Bugün ayrılığına ağladığımız Büyük Şefimiz Atatürk, her vakit Türk Milletine güvendi… Ebedî Türk Milleti, onun eserlerini ebediyete kadar yaşatacaktır. Türk gençliği onun kıymetli emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini daima koruyacak ve onun izinde yürüyecektir. Kemal Atatürk, Türkün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır&#8230;</p>
<p>Haber yurt içinde çok büyük üzüntü yarattı ve dünyada geniş yankılara yol açtı. Türkiye’nin millî kahramanının tabutu, 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda hazırlanan katafalka konularak halkın ziyaretine açıldı. Sonsuz acılar içinde kıvranan halk, kurtarıcısı olan Atasına saygısını, bir insan seli oluşturarak hıçkırıklar ve gözyaşlarıyla dile getirdi.</p>
<p>19 Kasım’da kılınan cenaze namazından sonra Ulu Önder Atatürk’ün tabutu 12 general tarafından top arabasına alınarak önce Zafer torpidosuna sonra Yavuz zırhlısına aktarıldı. Atatürk’ün naaşını 101 tane top atışı ile selâmlayan Yavuz, şerefli emanetini İzmit’te özel trene aktardı. Yol boyunca halkın gözyaşlarıyla uğurladığı tren, 20 Kasım günü Ankara garında yeni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve hükümet erkânı tarafından karşılandı. Ankara, kaderini değiştiren ebedî şefini, 101 tane top atışıyla selâmladı. Ardından Atatürk’ün tabutu TBMM’de hazırlanan katafalka konuldu. Silâh arkadaşları, general, subay ve askerlerin tazim nöbeti tuttukları katafalkın önünden başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Ankaralılar saygıyla geçtiler. Atatürk’ün naaşı 21 Kasım’da düzenlenen görkemli bir törenle, Etnografya Müzesi’nde hazırlanan, geçici kabirine yerleştirildi. Törende görülen manzara çarpıcıydı. Çünkü Atatürk tüm düşmanlarına karşı milli bağımsızlık bayrağını dalgalandırmış, sömürgecilere karşı savaşmış, esir milletlerin ümidi haline gelmişti. Şimdi ise, millî bağımsızlığın ve çağdaşlaşmanın sembolü olan ulu önderin arkasında dünyanın dört bir tarafından gelen temsilciler yer almışlardı. Tüm dünya ona büyük saygı duyuyordu. Bunlar arasında faşistler, demokratlar, Naziler, radikal İslamcılar da vardı ve herkes yan yana saygı yürüyüşüne katılmıştı. Türk halkı ise sonu gelmez acılar içinde kıvranarak Atasını uğurluyordu. Türk halkının bu derin acısını, ebedi Şefine olan minnet ve bağlılığını, 11 Kasım’da oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, 21 Kasım 1938 tarihli bir bildiri ile dile getirmişti:</p>
<p>…Devletimizin bânisi ve milletimizin fedakâr, sadık hadimi (hizmet edeni); İnsanlık idealinin mümtaz siması; Eşsiz kahraman Atatürk; Vatan sana minnettardır. Bütün ömrünü hizmetine verdiğim Türk milleti ile beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz&#8230;</p>
<p>Atatürk&#8217; ün naaşı Anıtkabir yapılıncaya dek on beş sene bu geçici kabirde kaldı ve 10 Kasım 1953&#8242; te büyük bir merasimle, ebedi istirahat yeri olan Anıtkabir&#8217; e nakledildi. O, Türk&#8217; ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır, ölümsüzdür. O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider olarak kitleleri etkilemiş, bir devlet adamı olarak başarılı bir yönetim sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur. Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.</p>
<p>Atatürk’ün Kişiliği</p>
<p>Ulu önderimiz ve hayatı hakkında bugüne kadar sayısız eser ve biyografi kaleme alındı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, kahraman asker ve büyük devlet adamı Atatürk, cephedeki ve ülke yönetimindeki üstün başarıları dışında, insani vasıflarıyla da birçok eserde yer aldı. Gerek Türkiye gerekse tüm dünya milletleri için çok büyük bir kahraman, eşsiz bir siyasi deha olan Atatürk, hayatı boyunca sevilen, üstün özellikleriyle takdir gören bir insan oldu.</p>
<p>Tevazusu, hoşgörüsü, barışçı ve uzlaşmacı kişiliğiyle girdiği tüm sosyal topluluklarda öne çıkan Atatürk’ü yakın çevresindekiler, akılcı ve sağduyulu yapısı, milli ahlak anlayışı, dinine karşı olan hassasiyeti, giyim kuşamına, temizlik ve bakımına, sanat ve estetiğe, sofra adabına verdiği önemle tanıdılar.</p>
<p>Onu benzersiz kılan özellikleriyle ilgili yapılan yorumlar, yazılan öyküler ve anılar hep birlikte onun “Karizmatik” kişiliğinin parçalarını oluşturuyordu.</p>
<p>Gerektiğinde adeta yemeyen, içmeyen ve uyumayan Atatürk, bu özelliğinin en tipik örneğini Kurtuluş Savaşı döneminde ve Büyük Nutuk’u yazarken gösterdi. Geceleri uyumaktan hoşlanmadığı için, sürekli olarak okuyan Atatürk için Mahmut Esat Bozkurt “Türk Milleti’nin gece bekçisi” ifadesini kullanmıştı.</p>
<p>Herkeste kolay bulunmayan bir irade gücüne sahip olan Atatürk, çok çalışkan olduğu kadar eğlenmeyi ve içmeyi de iyi biliyordu. Ancak görev aşkını ve sorumluluğunu alışkanlıklarının ve keyfinin üstünde tuttuğu için Büyük Nutuk’u yazdığı dönemde 3 ay boyunca hiç içmemişti. Bu konuda kendisine uzun seneler hizmet etmiş olan Cemal Granda Çelebi şunları söylüyordu:</p>
<p>Büyük Nutuk’u yazdığı dönemde Atatürk’ün tam üç boyunca kendi isteğiyle içki boykotuna benimle birlikte çevresindeki herkes de şaşırıp kalıyordu. Atatürk’ün kırk sekiz saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini de hatırlarım. Öyle ki, yazı yazmaktan yorulan değişiyor, fakat o binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu. Böyle zamanlarda, yazdıklarını sofrada arkadaşlarına okutur, sonra yine eski köşkün çalışma odasına geçer, kah oturarak kah ayakta, çalışmalarını sürdürürdü. Nutuk, çalışma azminin insan iradesinin üstüne nasıl çıktığını gösterdiği için de ayrı bir önem taşımaktadır. Çalışmaları sırasında yer ve zaman öğeleriyle ilgili değildi. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, yurt çıkarlarını kapsayan bir görev belirdi mi, onu yerine getirmeye çalışırdı. Gezileri sırasında trende ya da otomobil içinde evrak açtırarak çalıştığı çoktur. En keyifli eğlence anında, sofrada bile, karşısında görevlilerden birini gördü mü sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, “Beni mi istiyorsunuz?” diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini her şeyin üstünde tutardı. Eline aldığı herhangi bir işi de yarım bırakmaz, bitirmeden rahat edemezdi.</p>
<p>Atatürk oldukça ileri görüşlüydü. Türkiye ve dünyaya dair yargılarında hiç yanılmadı. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedeceğimiz, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın çıkacağı, Kral Edward’ın Madam Simpson için tahtından ayrılacağı, Mussolini’nin halkı tarafından linç edileceği, Majino Hattı’nın aslında bir Nasreddin Hoca türbesi niteliği taşıdığı hep doğru tahmin ettiği olaylardı. Özellikle uluslar arası ilişkilerde belirgin hale gelen bu ileri görüşlülük Gladys Baker’in Amerika’yla ilgili Atatürk’e sorduğu sorunun cevabında iyice netlik kazanıyordu:</p>
<p>Dünya milletleri bir apartmanda oturan sakinler gibidir. Amerika Birleşik Devletleri, bu apartmanın en lüks dairesinde oturmaktadır. Eğer, apartman, oturanların bazıları tarafından ateşe verilirse, diğerlerinin yangının etkisinden kurtulmasına olanak yoktur. Savaş için de aynı şey olabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş çıktığı takdirde tarafsızlık siyasetini koruması olanaksızdır. Bundan başka, Amerika, büyük, kuvvetli ve dünyanın her yerinde ilişiği olan bir devlet olduğundan, kendisinin siyaset ve ekonomi yönünden ikinci basamaktaki bir duruma düşmesine hiçbir zaman izin veremez.</p>
<p>Atatürk insanları iyi tanıyor, kimi nerede ve nasıl görevlendireceğini de çok iyi biliyordu. Lozan Konferansı’na Rauf Bey yerine İsmet Paşa’yı göndermesi, ordu komutanları arasında yaptığı tercih ve atamalar, Cumhuriyet döneminde seçtiği bakanlar ve diğer yöneticiler bu yeteneğinin sonuçlarıydı. İnsanları değerlendirirken olumlu ve olumsuz yönlerini eşit derecede dikkate alıyor, nesnel ve önyargısız davranıyordu.</p>
<p>Liderliğin önemini çok iyi bilen Atatürk, kendisini sadece liderliğe hazırlamakla kalmamış, kişisel özellikleri dolayısıyla liderliğe oldukça uygun olduğu için de sürekli olarak lider gibi davranmıştı. Tipik davranışları arasında, çevresindekilere armağanlar vermek ve ileri görüşlülüğüyle benzersiz fikirlerini paylaşmak olan Atatürk, özellikle dış ilişkilerle ilgili ve diplomatik konularda bir lider olarak oldukça başarılıydı. Rıza Şah Pehlevi Türkiye’ye geleceği zaman, Ankara Halk Evi binasının bir bölümünü onun için özel olarak hazırlatmış, eşya seçimini bizzat kendisi yapmış, binanın bulunduğu bahçeye büyük ağaçlar getirtip diktirtmiş ve özel olarak Türk-İran dostluğunu simgeleyen bir opera bile yazdırmıştı. Yine Türkiye’ye ziyarette bulunan bir başka lider olan Japon Veliahdı için muazzam bir sofra hazırlattı. Sohbet esnasında Japonya’nın tarihinden bahseden, bir meydan muharebesini anlatan Atatürk’ün bilgisi karşısında Japon veliaht hayrete düşmüştü. Tarihten Japon mitolojisine geçen, ardından meşhur Japon şiirlerinden mısralar da okuyan Atatürk’ün bilgi ve hafızasına Japon Veliaht hayran kalmıştı. Zira Atatürk’ün Japon kültürü hakkında anlattıklarının bir kısmını bilmiyordu, onları ilk kez Atatürk’ten duyuyordu. Herkesi kendine hayran bırakan ve tüm diplomatik faaliyetleri müthiş şekilde planlayan Atatürk, veliaht gelmeden on gün önce Japon kültürüyle ilgili bu bilgileri tercüme ettirmişti ve bu görüşmeye hazırlanmıştı.</p>
<p>Atatürk aynı özeni bütün yabancı devlet adamlarına göstermişti. Zira diplomaside kişisel etkileşimin önemini erken yaşta fark etmiş, kendi kişiliğinin ve davranışlarının ulusunun bir aynası olacağını düşünerek, yabancı siyasetçilerde en iyi izlenimi bırakmaya gayret etmişti. Böylece, kendi kurduğu Cumhuriyet’i de yüceltmiş oluyordu. Atatürk haklı olduğunu hissettiği konuşmalarda, özgün düşüncelerini sonuna kadar savunuyor, bu özelliğini hem savaş alanlarında hem de toplumsal ve siyasal konularda da kullanıyordu.</p>
<p>Bir keresinde kendisine sorulan dahi kime denir sorusuna şu şekilde cevap vermişti:</p>
<p>Dahi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik der.</p>
<p>Atatürk sürekli olarak düşüncelerini ve beklentilerini çevresindekilere not ettiriyordu. Bu yolla gelecekle ilgili varsayımlarında ve yorumlarında ne denli haklı olduğu ileride kanıtlanmış ve doğrulanmış oluyordu. Özenle not ettirilen kehanetleri bir bir çıkıyordu. Mazhar Müfit Kansu, onun kehanetlerini not alan arkadaşlarından biriydi. Bu öngörü ve ileri görüşlülük ülkeyi ilgilendiren her meselede kısa ya da uzun vadelerde oldukça olumlu sonuçlar verecekti.</p>
<p>Atatürk girişkendi, sorumluluktan kaçınmıyordu, kendine güveni tamdı. İlkelerinden asla taviz vermeyen yapısı dışında kişisel açıdan oldukça hoşgörülü ve bağışlayıcı olan Atatürk, duruma göre esnek davranmasını da iyi biliyordu. Harekete geçmek için uygun zamanı kollayan, siyasi ilişkilerinde politik gücünü oldukça iyi kullanan yapısı, öfkeyle kalkıp zararla oturmasını engelliyordu. Zira Kurtuluş Savaşı sırasında Padişah’a karşı çıkmaması, Çerkez Ethem’e son dakikaya kadar tahammül etmesi ve benzeri birçok olaydaki stratejik davranış biçimi bu özelliğinin etkin rol oynadığının kanıtıydı. Asla kin tutmuyordu, bir kimseye ne kadar kızarsa kızsın, bir zaman sonra onu affediyor, olanları unutuyordu.</p>
<p>Atatürk, içinde bulunduğu gruba her zaman ve her koşulda egemen olan karizmatik bir kişiliğe sahipti. Önder olmanın tüm olumlu vasıflarını taşıdığı için, savaşın en gergin anlarından, sofrada yapılan hoş sohbetlere kadar her yerde etrafındakiler üzerinde benzersiz bir etki bırakıyordu. Hitabet sanatı, felsefeden siyasete her konudaki engin bilgisi, görgüsü, kibarlığı, ölçülü ve tutarlı davranışları hayranlık uyandırıyordu. Ancak tüm bunların yanında fiziksel olarak oldukça yakışıklıydı, oldukça şık giyiniyordu ve her zaman anlamlı bakan ve güçlü bir etki bırakan gözleri vardı. Özellikle Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde birçok insanın bu sebepten gözlerinin içine bakamadığı, etrafındakilerin karizmatik niteliğinden dolayı ona hayran olduğu söylenmekteydi.</p>
<p>Ahmet Haşim, Atatürk’ün bir lider olarak karizmasından ve dış görünümünden nasıl etkilendiğini şu sözlerle ifade edecekti:</p>
<p>Gördüğüm fotoğraflarına nazaran biraz şişman, biraz yorgun, biraz hututu kalınlaşmış bir vücutla karşılaşacağımı zannederken, kapıdan bir ziya dalgası halinde giren mütekâsif bir kuvvet ve hayat tecellisi ile birden gözlerim kamaştı. Hadekaları en garip ve esrarengiz maddelerden masnu bir çift gözün mavi, sarı yeşil ışıklarla aydınlatıldığı asabi bir çehre; yüzde, alında, ellerde bir sıhhat ve bahar rengi… Muntazam taranmış, noksansız, sarı, genç saçlar… Bütün zemberekleri çelikten önce, yumuşak, toplu, gerilmiş, terütaze bir uzviyet. Altı yüz senelik bir devri bir anda ihtiyarlatan adamın çehresi eski ilahlardaki gibi iğrenç yaşın hiçbir izini taşımıyor. Alevden coşkun bir nehir halinde, köhne tarihin bütün enkazını süpüren ve yeni bir âlemin tekevvüne yol açan fikirler kaynağı bir baş, bir yanardağ zirvesi gibi, taşıdığı ateşe lakayit, mavi sema altında samit ve mütebessim duruyor. Kendi yarattığı şimşekli bulutlardan, fırtınalardan ve etrafa döktüğü feyizli seylabelerden yegâne müteessir olmayan meğer onun genç başı imiş.</p>
<p>Son derece cesur olan ve ölümden korkmayan Atatürk, savaş alanlarında birliklerine, ast ve üst olmak üzere tüm komutanlarına cesur davranışlarıyla örnek olmuş cesaret öğesini kişisel niteliği ile birlikte toplumsal ve askeri eylemlerinin bir simgesi yapmıştı. Çanakkale savaşında ihtiyat zabit namzedi olarak savaşmış Mahmut Yesari bu niteliğinden dolayı onu “Korku bilmeyen adam olarak tanıdım” demiş, onu savaş döneminde tedavi eden ünlü hekim Mim Kemal, cesaretine vurgu yaparak, “Ölüm ondan korktu” ifadesini kullanmıştı.</p>
<p>Mahmut Yesari’nin ağzından Atatürk’ün cesareti:</p>
<p>Onu ilk defa siperde gördüm. Çanakkale’de Anafartalar grubu komutanıydı. Bizim Fırka vaziyetini tetkike gelmişti. Kendisi miralaydı, maiyetinde, kolordu kumandanı mirlivalar vardı. O, paşalara kumanda eden bir “Bey”di. Siperleri ziyarete gelen başka kumandanlar da görmüştüm. Enver Paşa’nın cesareti, ataklığı dillere destandı. Ben lapacı padişaha vekâlet eden başkumandan vekilinin gözlerinde daima bir komiteci hilekârlığı gördüm. Çanakkale’de çarpışan Türk kuvvetlerinin başına hangi sakat endişelerle musallat edildiğine bir türlü akıl erdiremediğim Alman kumandanının, ateş hattına geldiği zaman birdenbire yağmaya başlayan şarapnel yağmurlarını görünce, yere diz çökerek kendi dilince şahadet eder gibi saklandığını da gördüm. “O”, sipere bir salona giren bir erkânıharp zabiti gibi girdi ve sıçan yollarında ona yol gösterdiğim oldu. Ben ona yol gösterirken, günlerden değil, aylardan beri siper hayatına alışmış olduğum halde titriyordum, fakat “O”, boyunun uzunluğuna rağmen, ayaklarının ucuna basarak doğrulur, siperlerin üzerinden düşman siperlerine bakardı. “Düşman siperlerine bakmak!” Bu hiç de kolay değildi. Düşman, ateşten göz açtırmazdı. “O”, bu “Göz açtırmayan” ateşe “Gözlerini kırpmadan” bakardı. “O”nu ben ilk defa “Korku bilmeyen adam” olarak tanıdım.<br />
Atatürk çok iyi bir komutandı. Üstün gözlem yeteneğiyle, cephede olup biteni hemen ve herkesten önce kavrayan Atatürk, askerlik bilgisinin yüksek olmasından dolayı savaş alanlarına çok iyi derecede hâkimdi. Cephede bulunan komutanların gözleriyle göremediklerini görürdü. Kişisel bakımdan son derece dürüst olan Atatürk’ün kendi malvarlığını bile ülkesine bağışlamış olması onun dürüstlüğünün önemli bir simgesiydi. Zira Atatürk Orman Çiftliği’ni hazineye devretmişti. Atatürk okumaktan büyük keyif alıyor, müziğe ve dansa da büyük ilgi duyuyordu. Çocukluk arkadaşı Asaf İlbay’ın belirttiğine göre, Atatürk, zamanın moda danslarında oldukça yetenekliydi, çok iyi vals, polka, mazurka ve kadril yapıyordu. Oldukça sade bir hayat süren Atatürk’ün kitaplığı zengindi. Sporla da yakından ilgilenen Atatürk, bu yüzden fırsat buldukça yüzüyor ya da ata biniyordu, Zeybek oyunlarıyla ve güreş sporuyla da ilgileniyordu. Sakarya adlı atına ve köpeği Fox&#8217;a çok değer veriyordu. Rumeli türkülerine büyük ilgisi vardı. En sevdiği türkülerden bazıları; Manastır, Yemen Türküsü, İzmir’in Kavakları, Bülbülüm, Vardar Ovası, Çanakkale İçinde, Yanık Ömer, Kırmızı Gülün Alı Var, Alişimin Kaşları Kara ve Şahane Gözler Şahane’ydi.</p>
<p>Yazdığı birçok şiir vardı. Vatan sevgisini en güzel şekilde ifade ettiği şiirlerinden biri de Türk tarih sahnesinde büyük önemi olan Oğuzlara ithaf ettiği “Hakikat Nerede?” isimli şiiriydi;</p>
<p>Hakikat Nerede?</p>
<p>Gafil, hangi üç asır, hangi on asır</p>
<p>Tuna ezelden Türk diyarıdır.</p>
<p>Bilinen tarihler söylememiş bunu</p>
<p>Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,</p>
<p>Dinleyin sesini doğan tarihin,</p>
<p>Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak</p>
<p>Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.</p>
<p>Asya&#8217;nın ortasında Oğuz oğulları,</p>
<p>Avrupa&#8217;nın Alplerinde Oğuz torunları</p>
<p>Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz</p>
<p>Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz</p>
<p>Türk sadece bir milletin adı değil,</p>
<p>Türk, bütün adamların birliğidir.</p>
<p>Ey birbirine diş bileyen yığınlar,</p>
<p>Ey yığın yığın insan gafletleri!</p>
<p>Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,</p>
<p>Dünya o zaman görecek hakikat nerede,</p>
<p>Hakikat nerede?</p>
<p>Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Akşam yemeklerine devlet adamlarını, sanatçıları ve bilim adamlarını davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği&#8217;ne gider, modern tarıma geçiş yolunda yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.</p>
<p>Atatürk, 1915–1937 yılları arasında birçok kez İstanbul’daki Pera Palas Oteli’nde konakladı. Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul&#8217;un işgali sırasında Atatürk, annesinin Beşiktaş Akaretlerdeki evi işgal kuvvetlerince gözetim altında olduğu için, Pera Palas&#8217; ın birinci katındaki 101 Numaralı odada kalıyordu. Bu odada fikir arkadaşlarıyla buluşur ve durum değerlendirmesi yaparlardı. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun tohumları bu odada atıldı denilebilir. Bu oda 1981 yılında, dönemin Kültür Bakanı Cihat Baban&#8217; ın büyük yardımlarıyla bir Atatürk Müzesine dönüştürüldü. Odadaki tüm eşyalar otantikti.</p>
<p>Atatürk’ün Özel Hayatı</p>
<p>11 Eylül 1922’de, Türk ordusunun İzmir’e girişinin ikinci gününde Atatürk’ün şehre geldiğini duyan Latife Uşşaki, onunla tanışmak için her gün karargâha gidiyor, ancak Atatürk’le görüştürülmüyordu. Bir gün, nöbetçinin meşguliyetinden yararlanıp içeri giren Latife Hanım, Atatürk&#8217;le konuşma fırsatı bulmuştu.</p>
<p>O dönemde İzmir’de birçok yangın çıktığı için Atatürk’e, daha güvenli olacağını düşündüğünden, karargâhını babasının Göztepe’deki köşküne taşıması teklifinde bulundu. Uşşaki ailesi Atatürk’ü 20 gün köşklerinde ağırladı. Bu dönemde arkadaş olan Atatürk ve Latife Hanım, daha sonra da haberleşmeye devam ettiler. Ancak Latife Hanım, köşklerinde kaldığı süre içinde Atatürk’e âşık olmuştu ve bunu dolaylı olarak dile getiriyordu. Zira ortalıkta pek görünmemesine rağmen her gece Atatürk’ün yastığının üzerine kırmızı bir gül bırakıyordu.</p>
<p>1898 doğumlu Latife Uşşaki, İzmir’in tanınmış ailelerinden Uşakizade (sonra Uşşaklı) Muammer Bey’in kızıydı. İzmir Lisesi’ni bitirdikten sonra, Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk okumuştu. Londra’da dil öğrenimi gördükten sonra Kurtuluş Savaşı henüz bitmeden İzmir’e ailesinin yanına dönmüştü.</p>
<p>Atatürk, Latife Hanım’ın eğitiminden ve zekâsından çok etkilenmişti. Ancak Atatürk’ün hayatında ona büyük bir aşkla bağlı olan Fikriye Hanım vardı. Atatürk ve Fikriye’nin yolları Zübeyde Hanım’ın ikinci evliliği nedeniyle kesişmişti. Zira Fikriye, Atatürk&#8217;ün üvey babası Ragıp Bey&#8217;in kız kardeşinin kızıydı. Yani onun üvey kuzeniydi. Atatürk yüzbaşı olduktan sonra arada sırada geldiği ailesinin evinde, Fikriye ile tanışmıştı. Fikriye ise, bir dönem Mısırlı zengin bir adamla evli kalıp boşanmış, ardından İstanbul&#8217; a dönerek Zübeyde Hanımların evine yerleşmişti. Zübeyde Hanım, Fikriye&#8217; yi çok sevmesine rağmen, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule ondan hoşlanmıyordu.</p>
<p>Atatürk&#8217;ten sadece bir ya da iki yaş büyük olduğu tahmin edilen Fikriye Hanım, Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ü yalnız bırakmamış, ona bakmış, Çankaya’da birlikte yaşamışlardı. Zira Kuvayi Milliye&#8217; yi örgütlemek ve vatanı kurtarmak için çalışan Atatürk&#8217; ün günlük işlerine yardım etmesi için güvenebileceği kadın bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Her ne kadar yardımcısı Bekir Çavuş Atatürk’e hizmet etse de, tüm bu işlere bir kadın elinin değmesi şart olmuştu ve akla gelen en uygun isim Fikriye Hanım’dı. Ankara’ya bu amaçla çağrılan Fikriye, kısa sürede tüm Çankaya tarafından benimsenmişti. Milli mücadele döneminde sabaha kadar odasında çalışan Atatürk&#8217; ü kahvesiz bırakmamak için ona yardımcı olan Fikriye Hanım, çok geçmeden bu karizmatik lidere aşık oldu. Salih Bozok daha sonra yazacağı kitapta Fikriye Hanım’ı, ortadan az uzun, ince, kara kaşlı ve kara gözlü, aydınlık yüzlü, güzelden çok alımlı bir hanım olarak tasvir edecekti ve onun için şunları söyleyecekti:</p>
<p>Şahsi kanaatim, resimlerinden gördüğüm kadarıyla oldukça güzel ve tutkulu bir kadın. Sanki içime yay veya boğa burcuymuş gibi bir his doğuyor.</p>
<p>Atatürk, bu dönemde Türk ordusunun İzmir’e girişinden dolayı yapılan kutlamalar için İzmir’e gittiğinde Latife Hanım’la tanışmıştı. Fikriye Hanım, gazetelerde Atatürk ve Latife Hanım’ı aynı karede gördüğünde onun için oldukça azap verici bir dönem başlamış oldu. Hem Milli Mücadele yıllarında Çankaya’da geceli gündüzlü çalışması hem de Latife Hanım’la Atatürk’ün tanışması onu çok yıpratmıştı, zira bir süre sonra verem olacaktı.</p>
<p>Atatürk Fikriye Hanım’ın biran önce iyileşmesini istiyordu ve onu tedavi görmesi için Münih’teki bir sanatoryuma gönderdi.</p>
<p>Bu arada Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım da sağlık problemleri yaşıyordu. Tedavi için İzmir’e giden ve Latife Hanımların köşkünde ağırlanan Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923’te hayata gözlerini yumdu. Annesinin ölümü üzerine İzmir’e giden Atatürk, Latife Hanım’la 29 Ocak 1923’te Muammer Bey’in evinde, sade bir nikâh töreniyle evlendi. Mareşal Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir Atatürk&#8217;ün, Mustafa Abdülhalik Renda ile Salih Bozok ise Latife Hanım’ın tanıklarıydı.</p>
<p>Evlilik haberini Almanya’da, tedavi gördüğü sanatoryumda alan Fikriye Hanım, Münih’ten Çankaya’ya geldi. Bu zamansız dönüş oldukça acı biçimde sonuçlanacaktı. Atatürk’ü görmek için köşke geldiğinde Latife Hanım’la Atatürk kahvaltı etmekteydi. Atatürk’e Fikriye Hanım’ın köşke geldiği haberi verildi ancak Latife Hanım öfkeden çılgına dönerek Fikriye Hanım’ın köşkten kovulmasını emretti. Fikriye Hanım itiraz etmeden faytona bindi, inanılmaz derecede üzgündü. Bu yüzden kendisine hediye edilen tabancayla yolda kendisini vurdu. Ancak konuyla ilgili farklı spekülasyonlar vardı.</p>
<p>Fikriye&#8217;nin Atatürk’e duyduğu büyük aşk gibi, ölümü, son yolculuğuna nasıl uğurlandığı ve mezarının yeri de &#8220;sırlarla&#8221; dolu oldu. Zira ölüm nedeninin intihar olmadığını, cinayete kurban gittiğini ortaya atan görüşler vardı. Dönemin tek hastanesi olan Memleket&#8217;e yetiştirilen Fikriye’nin ölümü ile söylenenlerin hiçbiri birbirini tutmuyordu.</p>
<p>Fikriye Hanım&#8217;ın yeğeni Abbas Hayri Özdinçer daha sonra konuyla ilgili şu açıklamayı yapacaktı:</p>
<p>Anlatıldığına göre, halamı faytonun içinde sırtından vurulmuş olarak buluyorlar. Babam Enver Bey, o gün halamın ölümünden haberdar edilmiyor. Ertesi sabah sivil polisler Çankaya&#8217;dan gelen şifahi bir emirle babamı Ankara&#8217;ya götürüyorlar. Babamın ısrarlarına rağmen halamın cesedi kendisine gösterilmiyor. Mezkûr tabanca dâhil merhumenin bütün şahsi eşyalarına el konuluyor. Bunun üzerine babam bir arkadaşıyla beraber halamın o gece kaldığı hastaneyi araştırıyor. Cinayet günü halamla aynı hastanede kalan bazı hastaların isim ve adreslerini tespit ediyorlar. Bu hastalardan biri Polatlı Çoban Hüseyin&#8217;miş. Hadise günü üst kat tamamıyla boşaltılırken, onu baygın zannedip başka koğuşa nakletmişler. Babamlar bu çobanı daha sonra köyünde bulmuşlar ve o gece ne olduğunu sormuşlar. Çoban Hüseyin aynen şunu söylemiş: &#8216;O gece bir avrat getirdiler. Sabahlara kadar avazı dinmedi “Alçaklar, katiller, vurdular beni” diye bağırıyordu. Halam ertesi gün ölmüş.</p>
<p>18 Temmuz 2006 tarihli Sabah Gazetesi’nde Fikriye Hanım’ın mezarının nerede olduğuna dair bir haber yer aldı. Fikriye Hanım’ın 82 yıllık “Mezar sırrını” Salih Bozok&#8217;un aile dostu olan araştırmacı Eriş Ülger açıkladı:</p>
<p>Fikriye&#8217;nin mezarı Köşk&#8217;e çıkarken sol tarafta, bugünkü Kuğulu Park civarında, küçük bir mezarlıkta.</p>
<p>Fikriye Hanım’ın ölümü Atatürk’ü derinden sarstı. Salih Bozok&#8217; un anlattığına göre, Atatürk bir gün eşi Latife Hanım&#8217; a yanlışlıkla &#8220;Fikriye&#8221; diye hitap etmiş, bu yüzden Atatürk ile Latife Hanım’ın arası uzun süre bozulmuştu.</p>
<p>Evlilikleri boyunca birçok yurt gezisinde Atatürk’e eşlik eden Latife Hanım, modern ve medeni Türk kadınının simgesi olma görevini üstlendi. Atatürk’ün isteği üzerine meclisteki oturumları izlemeye giden Latife Hanım, TBMM’ye giren ilk Türk kadını oldu. Her önemli toplantıda bulunmuş ve askeri manevralara katılmış olan, Atatürk’le en hayati konuları dahi tartışabilen Latife Hanım’a Atatürk büyük saygı duyuyordu. Ancak Latife Hanım, evlendikten sonra oldukça hırçınlaşmıştı. 2 yıl süren evlilikleri boyunca Latife Hanım hırçınlığıyla Atatürk’ü yıprattı. Evlendiklerinde Cumhuriyet henüz yeni kurulmuştu, Atatürk’ün sorumlulukları büyüktü, ancak Latife Hanım ona destek olmaktan çok sorun çıkarıyordu. Bunda genç yaşta olmasının da etkisi vardı.</p>
<p>Birçok şiddetli gerginlik yaşadıktan sonra Atatürk iki defa Latife Hanım’dan ayrılmak istemiş, ancak Latife Hanım, Salih Bozok’tan arabuluculuk yapmasını istemiş ve araları yumuşamış, en sonunda 1925 yazında Doğu Anadolu gezisindeki tatsız tartışmadan sonra boşanmaya karar vermişlerdi.</p>
<p>5 Ağustos 1925 tarihinde resmen ayrıldıklarında boşanma haberi radyoda yayınlanan bir hükümet bildirisi ile duyuruldu. Latife Hanım boşanmayı kabullenememiş, Atatürk&#8217;le barışıp yeniden beraber olmayı ümit etmişti.</p>
<p>Ölümüne kadar Atatürk’le olan evliliği hakkında konuşmayı ya da yazmayı kesinlikle kabul etmeyen Latife Hanım, 12 Temmuz 1975’te İstanbul’da hayatını kaybetti ve Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına gömüldü.</p>
<p>Atatürk’ün özel hayatıyla ilgili olarak en yakın arkadaşlarından ve aynı zamanda başyaverlerinden olan Salih Bozok, “Atatürk, Latife ve Fikriye İki Aşk Arasında” kitabını yazdı. Kitap, Atatürk’ün hayatındaki iki önemli kadın ekseninde geçen olayları anlatıyordu ve hiçbir yerde yayınlanmamış anılara, Atatürk’ün özel hayatından bilinmeyen kesitlere yer veriyordu.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri Üç Aliler Divanı&#8217;nın üyesi, Atatürk&#8217;ün silah arkadaşı ve sırdaşı Kılıç Ali&#8217;nin oğlu Altemur Kılıç kendisiyle 11 Ağustos 2006 tarihinde yapılan röportajda, Atatürk’ün Latife Hanım’la olan evliliği hakkında açıklamalarda bulundu. Altemur Kılıç, amcası Muzaffer Kılıç’ın Atatürk&#8217;ün yaveri; annesiyle halalarının Çankaya yıllarında Latife Hanım&#8217;ın yakın dostları olması sebebiyle tarihsel bir takım gerçeklere vakıftı.</p>
<p>Adı Latife Hanım Tarafından Konulan Altemur Kılıç’la Yeni Şafak Gazetesi Tarafından Yapılan Röportaj:</p>
<p>*Latife Hanım ile Atatürk&#8217;ün boşanma nedeniyle ilgili bizden farklı bir şey biliyor musunuz?</p>
<p>Atatürk başlangıçta beğenmiş Latife Hanım&#8217;ı, uyuşmuşlar. Gelecekteki aydın Türk kadınının modeli olacağını düşünmüş, bunun için evlenmek istemiş. Kadınlara laf etmek istemem ama Latife Hanım daha sonra biraz ne oldum delisi olmuş. Hırçınlaşmış. Atatürk&#8217;le mücadeleye girmiş.</p>
<p>*Bunlar babanızın anılarında var. Halalarınızdan ve annenizden ne duydunuz?</p>
<p>Şöyle derlerdi: Latife Hanım iyiydi, severdik. Ama konumunu hazmedemedi. Atatürk&#8217;e herkesin yanında &#8220;Kemal&#8221; derdi. Ayrıldıkları gün çıkan tartışma da şöyle olmuş mesela: Atatürk kapıdaki nöbetçiyle sohbete dalmış. Latife dehşetli kızmış. Bir nöbetçiyle nasıl böyle konuşur, diye. Atatürk askerdi fakat hoyrat değildi. Paris, Sofya görmüş, Fransızca bilen ince bir adamdı. Latife Hanım onu terbiye etmeye, kendine uydurmaya kalkmış.</p>
<p>*Atatürk&#8217;ün sofra sohbetlerinin çok uzaması ve Latife Hanım&#8217;ın bunu engellemeye çalışması da ayrılış nedeni olarak gösterilir?</p>
<p>Atatürk arkadaşlarıyla sohbeti severdi. Latife Hanım onu boğduğu, hoyratlık yaptığı için mutsuz oldu Atatürk.</p>
<p>*Atatürk&#8217;ün boşanarak arkadaşlarını eşine tercih ettiği de söylenir.</p>
<p>Atatürk hayat tarzının değiştirilmesinden rahatsız oldu. Latife Hanım&#8217;da istediğini bulamadı.</p>
<p>*Latife Hanım, Atatürk&#8217;e söz verdiği için hiç konuşmamış. Babanız da anılarında &#8220;Bildiklerim benimle mezara gidecek&#8221; diyor. Neden bu kadar ısrarla susuluyor?</p>
<p>Ben bunları tahmin etmiş gibi &#8220;İleride Atatürk ile ilgili dedikodular çıkaracaklar, anlatın da ben bileyim hiç olmazsa&#8221; dedim babama. Bana gözlerini açarak öyle bir baktı ki neredeyse dövecekti. &#8220;Ben&#8221; dedi &#8220;Devlet sırlarını da Atatürk&#8217;ün özel sırlarını da kimseye anlatmaya mezun değilim. Sana da anlatmam&#8221;</p>
<p>*Hiç mi bir şey anlatmadı?</p>
<p>Babam Atatürk&#8217;ün özel hayatını bilecek kadar yakınındaydı. Ama özelini, devlet sırlarını söylememesi çok normal.</p>
<p>*Devlet sırrı Atatürk&#8217;ün asker ve devlet adamlığıyla, diğeri Atatürk&#8217;ün insan yüzüyle ilgili. Söylediklerinizden gizlenmesi gereken bir şeylerin gizlendiğini mi anlamalıyız?</p>
<p>Gizlenmesi gereken bir şey değil. Herhangi bir şey. Ben en yakın arkadaşımın sırrını da açıklamam. Değil ki Atatürk gibi bir adamınkini açıklayayım. Latife Hanım&#8217;ın kasası açılsın deniyor. Biz bunca yıl sonra Atatürk&#8217;ü Latife Hanım&#8217;ın evrakından tanıyıp, onun kötü adam olduğuna karar vereceksek o başka. Niye kötü adam olsun ki! O evrak cumhuriyetin kurucusu olsa bile mutluluğu, üzüntüsü, zaafları, heyecanları, pişmanlıkları ile bir insanı tanıtacak bize. Atatürk hiçbir zaman put olmak istemedi. Anlattıklarımız kıymetli ise, işte anlatıyorum. Ama babamın dediği gibi, farklı bir bilgiyi benden istemeye kimsenin hakkı yok.</p>
<p>*Bu, bir şeyler bilip de gizlediğiniz anlamına mı geliyor?</p>
<p>(Düşünüyor.) Olabilir. Duyup bildiğim şeyler var ama prensip olarak anlatmam. Ölünceye kadar saklarım. Esrarengizlik değil bu.</p>
<p>*Latife Hanım&#8217;ın kasasının açılmasına niçin karşısınız?</p>
<p>Latife Hanım isteseydi bunu kendisi yapardı. Onun ölümüne yakın bir vakitte kimi notlarını yaktığı biliniyor. Dolayısıyla yakmadıkları görülebileceğini, bildiği, hatta görülmesini istediği şeyler olabilir. Atatürk&#8217;ü kötülemek isteyenler öküz altında buzağı arayacaklar. Başka faydası olmaz.</p>
<p>*Latife Hanım ayrılış nedeni olarak bir &#8220;yılan&#8221;dan bahsediyor. Babanız da Latife Hanım&#8217;ın Atatürk&#8217;ü arkadaşlarından ayırmaya çalıştığını söylüyor. Kızgınlığı fark ediliyor. Bu &#8220;yılan&#8221; babanız Kılıç Ali olabilir mi?</p>
<p>Değildir herhalde. Yıllar sonra Latife Hanım&#8217;a gittim sordum; babama, amcama kızgınlığınız var mı, diye. &#8220;Katiyen&#8221; dedi. Latife Hanım&#8217;ın onlara kızgınlığının nedeni şu olabilir: Fikriye Hanım Çankaya&#8217;ya gelince Latife Hanım &#8220;Kovun bu kadını&#8221; diyor. Amcam da &#8220;Hanımefendi, bu kadın zor günlerde bizim çamaşırlarımızı yıkadı, kovamam&#8221; diye dikleniyor. Bunun için babama da, amcama da kızıyor Latife Hanım.</p>
<p>*Bir anınızı anlatır mısınız?</p>
<p>Florya&#8217;daydık. Ülkü&#8217;yle denize giriyorduk. Atatürk de evin önündeki masada oturuyor. Bize seslendi &#8220;Çok kaldınız üşüdünüz, artık çıkın&#8221; dedi. Çıktık merdivenden. İkimizin de elinden tuttu. Havlularımızı verdi arkamıza. Dondurma yer misiniz, diye sordu. Frambuazlı dondurma vardı. Ne vakit frambuazlı dondurma yesem burnumun direği sızlıyor. (ağlıyor) Atatürk&#8217;ü bir daha görmedim. Arkasında ekoseli bir süveteri vardı. Saçları önüne düşmüş. Biz canı sıkkın zannettik. Meğer hastaymış. Hâlâ içim acıyor.</p>
<p>Çocukları çok seven Atatürk, Afet İnan, Sabiha Gökçen, Fikriye, Ülkü Adatepe, Nebile, Rukiye, Zehra ve Mustafa isimlerinde 8 çocuğu manevî evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları ise himayesine aldı. Onlara iyi bir gelecek hazırlayan Atatürk, mirasından çocuklarına da pay ayırdı.</p>
<p>Ülkü Adatepe, Atatürk’le aynı çatı altında tam 5 yıl yaşamıştı. Kendisiyle yapılan bir röportajda manevi babasıyla ilgili olarak çok özel açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Atatürk’ün Manevi Kızı Ülkü Adatepe’yle Yapılmış Olan Röportaj</p>
<p>Ata’nın Fikriye ile ilişkisi gerçek bir aşktı. Bunu da herkes biliyordu, Latife Hanım çok hırçın ve sinir hastasıydı. Zübeyde Hanım da Atatürk’ün yakın çevresi de Latife Hanım’ı hiç sevmemişti…</p>
<p>* Annenizin-babanızın kızı olmaktan çok Atatürk’ün kızı mıydınız?</p>
<p>Kendimi bildiğimde Atatürk’le aynı evdeydim. Çok ilgi görüyordum. Şefkat ve sevgi seli içindeydim. Atatürk’e Atatürkçüğüm diye hitap ederdim. Ne yazık ki anılarım çok silik. Onun çalışma odasına doğru koşuşum, kucağına alıp nasihatte bulunması, eve gelen konuklar…</p>
<p>* Nasıl izler kaldı o günlerden size?</p>
<p>Onunla olunca kendimi sağlam bir kayaya yaslanmış hissederdim. Anne-baba sevgisinin ötesinde olduğunu da itiraf etmeliyim.</p>
<p>* Anneniz Zübeyde Hanım’ın komşusuymuş. Bu yüzden mi Atatürk’ün manevi kızı oldunuz?</p>
<p>Dedesi annemi Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’a emanet etmiş. Annemi Zübeyde Hanım büyütmüş. Annem küçük bir kız çocuğu olarak Atatürk’ün başını kaşırmış. Zübeyde Hanım’ın ölümünden sonra annem bir süre Ata’nın kardeşi Makbule Hanım’la kalmış. Atatürk annemi Gazi Orman Çiftliği’nde istasyon şefliği yapan Fransızca bilen Çerkez babamla evlendirmiş. Annemin hamile olduğunu duyunca da haber göndermiş.</p>
<p>* Evlat mı edinmek istemiş sizi?</p>
<p>Hayır, yalnızca şöyle demiş: “Kız ya da erkek fark etmez bu çocuğun adı Ülkü olacak.” Ben doğduğumda kendisi cumhurbaşkanıydı. 40 günlükken beni kucağını alıp sevmiş. Ben 9 aylıkken ziyarete geldiğinde çiftlikte beni görmüş. Elime saatini tutuşturmuş. Ben saati kulağıma götürüp dinlemişim. Meraklı halim onu çok etkilemiş ve benden ayrılmak istememiş. Herhalde babalık duyguları hissetti. Döndükten hemen sonra gece eve araba gönderip bizi Çankaya Köşkü’ne aldırmış.</p>
<p>* Neler yaşadınız Atatürk’ün ölümünden sonra?</p>
<p>Onun koruması, onun verdiği güç her zaman benimle birlikteydi ama çok zorluk çektim. Çünkü birden bir ilgi boşluğu oldu. Annemin, babamın dolduramayacağı bir boşluğun içine düştüm. Üsküdar Amerikan Lisesi’ne gönderdi ailem beni, Ata’nın istediği gibi bir eğitim almak için. Ancak ben bunalıma girdim. İsmet Paşa da dahil olmak üzere hiç kimse ilgilenmedi benimle. Unutuldum uzun bir süre. Bu yüzden de liseyi bitirmeden evlendim Fethi Doğançay’la. Bu bakımdan zor bir hayatım oldu, Ata’nın eğitim bakımından beklediklerini gerçekleştiremedim. Kendime geldiğimde, Ata’yı anlatmayı kendime misyon olarak üstlendim. Bunu yapmalıydım. Uzun süre kişilik bunalımı yaşadım.</p>
<p>* Atatürk’ün aşkları da gündemde… Zsa Zsa Gabor bile geldi diye yazanlar oldu…</p>
<p>Öyle. Zsa Zsa Gabor doğru değil. Birilerinin eşlerini beğenirmiş gibi sözler de söyleniyor, onlar da doğru değil. Ama sonuçta Atatürk de bir insandır, çapkın olabilir, zaten bekardı.</p>
<p>* Ya Fikriye Hanım…</p>
<p>Ona aşıktı. Hatırlamıyorum ama annem ve Sabiha Hanım anlatırdı. Fikriye Hanım, Ata’nın çevresindekilerin de beğenisini alan güzel bir kadınmış. Herkes hayranmış.</p>
<p>*Latife Hanım ‘first leydi’liğe daha mı uygun bulunmuş?</p>
<p>Şöyle anlatılmıştı bana. Zübeyde Hanım hastalandığında Ata’ya bir mektup yazarak, evlenmesini istemiş. O sırada Latife Hanım yetiştiriliş tarzı, ailesi bakımından beğenilmiş. Ancak görünen gibi olmamış.</p>
<p>* Yurtdışında okuyan Latife Hanım’ın neyi uymamış Ata’ya?</p>
<p>Bir kere Zübeyde Hanım bu mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra fikir değiştirmiş. Ata’nın yaveriyle haber gönderip, “Sakın evlenme” demiş. Ancak o sırada Ata’nın çevresindekiler de evlilik için bastırınca evlilik gerçekleşmiş. Bana anlatılanlar Latife Hanım’ın hırçın, hırslı ve şımarık olduğu. Aileden gelen bir sinir hastalığı da varmış. Ata’nın yakın çevresindekiler onu sevmemiş. Sonuçta Ata öldükten sonra da kendini odaya kapattı. Kimseyle görüşmedi.</p>
<p>* Ya Fikriye Hanım’ın ölümü?</p>
<p>Çok acıklı. Onunla ilgili anlatılanlardan çok etkilenirim. Fikriye Hanım döndüğünde eve alınmamış. Bu Ata’nın onun gelişinden habersizliğinden kaynaklanıyor. Fikriye Hanım buna çok içerlemiş. Latife Hanım’ın, Atatürk’ün Fikriye Hanım’la ilişkisini kesmesinde büyük etkisi var. Bana kalırsa, anlatılanlardan bildiğim Fikriye ve Ata’nın ilişkisi gerçek bir aşktı. Fikriye’nin hastalandığı da doğrudur. Paris’te tedavi görmüş. Keşke Fikriye Hanım’la evlenseydi.</p>
<p>* Safiye Ayla’nın Köşk’e gelişini hatırlıyor musunuz?</p>
<p>Safiye Ayla’yı özel olarak çağırırdı. Erken yattığımda, uyandırırdı beni Ata, “Safiye Hanım geldi” derdi. O söylerdi, ben de dans ederdim.</p>
<p>* Safiye Ayla’nın yüzünü sakladığı, kapının, perdelerin arkasından şarkı söylediği doğru mu?</p>
<p>Öyle bir şey olmadı. Hatta bu dedikodu çok yayılmıştı ve Safiye Ayla, rahmetli ölmeden önce bana “Ülkücüğüm halk beni galiba gerçekten çok çirkin buluyor. Atatürk’ün bana bakamadığını düşünüyorlar” demişti.</p>
<p>* Çok içer miydi?</p>
<p>Annemin anlattıklarından biliyorum, harp zamanında içermiş. Sonuçta ülkeyi yönetiyor, devrimler yapıyor, çok özel bir insan Ata.</p>
<p>* Bu konular yeni yeni konuşuluyor. İçkisi, sigarası… Rahatsız oluyor musunuz?</p>
<p>Okullarda savaşları okutuyorlar ama bilmedikleri Atatürk’ün insan yönü. Her şeyden evvel insan o. Bu yüzden de rahatsızlık duymuyorum. Çok büyük bir asker, çok büyük bir devlet adamı, çok büyük bir devrimci. Atatürk’ün rakısından bahsediliyor. Stresini atmak için içiyormuş, muazzam sofraları filan anlatıyorlar. Onları hatırlıyorum o sofralar imtihan sofrasıydı. Fikir alışverişi yapılırdı.</p>
<p>* Kimler davet edilirdi, siz hatırlamasanız bile mutlaka anlatılmıştır…</p>
<p>Annem, Sabiha Gökçen, Afet Hanım anlatırdı bana. Gazeteciler, yakın arkadaşları gelirdi.</p>
<p>* Atatürk yaşasaydı ne olurdu, ne yapardı?</p>
<p>Atatürk şimdi olsaydı zaten böyle olmazdı. Ata’nın15 yılda yaptıklarını yıllardır yapamadılar.</p>
<p>* Atatürk manevi kızlarının siyasete girmemesini vasiyet etmiş. Ata neden böyle olmasını istedi?</p>
<p>İsminden yararlanılmasını istememiş olabilir. Çok çıkarcı olabilirdik. Ata her şeyi milletine bıraktı. 1933′te doğduğumda kanun çıkarmış, oysa her şey kız kardeşine kalabilirdi.</p>
<p>Atatürk’ün İlkeleri</p>
<p>“Atatürk’ün İlkeleri”, Türkiye Cumhuriyetinin temel prensipleridir. Atatürk&#8217;ün dünya görüşünü yansıtan ve 6 ok olarak da nitelendirilen bu ilkeler bir bütündür, birbirinden ayrı düşünülemez. Atatürk ülke yönetimindeki temel prensipleri bu 6 ilke altında toplanmıştır. Kuşkusuz Atatürk’ün ilkeleri çok daha iyi bir Türkiye Cumhuriyeti içindir.</p>
<p>Cumhuriyetçilik:</p>
<p>Çok uluslu bir imparatorluğun savaşla yıkılmasından sonra, bir milletin ayakta kalabilmesi için varını yoğunu vererek çalışmış ve savaşmış olan Atatürk, ulus devlete geçiş sürecinde Türkiye&#8217;nin ulusal kimliğini oluşturdu. Bu kimliği oluştururken, tüm vatandaşların kendi iradesiyle ülke yönetiminde etkisi olmasını gerekli gördü, halkın iradesini temel aldı. Hiç kuşkusuz bir ülkenin vatandaşları yönetimde etkin olmalıydı, sesini duyurmalıydı, kul nitelikli bir yapıda değil de yurttaş-birey olarak görülmeliydi. Atatürk bu ülkeye Cumhuriyet’i hediye ederken, sadece halkını ve vatanını düşünmüştü.</p>
<p>Halkçılık:</p>
<p>Atatürk, Cumhuriyet ilkesiyle birlikte, sosyal hayatın içinde bireylerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri, haklarını arayabilmeleri için kadın-erkek, genç-yaşlı tüm halka değer veren bir düşünce doğrultusunda Halkçılık ilkesine işaret etti. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir sınıfın diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmemek demekti. Birlik fikrinin yücelten Halkçılık ilkesiyle Türkiye Cumhuriyeti ulusal bir kimlik kazandı. 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını aldılar, statülerinde köklü değişiklikler oldu. Kadınları ikinci sınıf insan gören zihniyet tamamen ortadan kalktı, kadınlar sosyal hayatta yer almaya başladı. Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye&#8217;nin gerçek yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiş ve bunu şu şekilde ifade etmişti:</p>
<p>Köylü Yurdun Efendisidir.</p>
<p>Laiklik:</p>
<p>İmparatorluk döneminde yobazlar ve radikal dinciler oldukça tehlikeli bir hal almışlar, bazı gruplar düşmanla işbirliği içine girmeye bile çalışmıştı. Din gibi sadece Allah ve kul arasında kalması gereken ruhani bir olguyu, devlet yönetiminde kullanmak, onu araç etmek ve küçük düşürmek demekti. Oldukça dindar bir anne tarafından yetiştirilmiş olan Atatürk, Laiklik ilkesiyle, yobazların ülke yönetiminde dini kullanmasına izin vermemiş, dini korumuştu. Bu amaçla laiklik ilkesini benimsemişti. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla dini çirkin amaçlarına alet eden grupların etkisi azaldı.</p>
<p>Milliyetçilik:</p>
<p>Vatan sevgisini her şeyin üstünde tutup, vatanı için cesurca savaşmış olan Atatürk’ün milliyetçiliği ırkçı bir yapıda değil, yurtseverlikle doluydu. Bugün bir bayrak altında bağımsız olarak yaşamamız, milyon askeri komuta ederek, cephelerde kahramanca savaşarak Cumhuriyet’i kuran Atatürk sayesindedir. Atatürk’ün milliyetçiliği tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılı ve sosyal içeriklidir. Yalnızca anti &#8211; emperyalist olmayıp aynı zamanda herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır. Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine dayanmaktadır.</p>
<p>Devrimcilik:</p>
<p>Atatürk&#8217;ün ortaya koyduğu önemli ilkelerden birisi olan devrimcilik, işlevi kalmamış, çağın gerisindeki kavramlar ve anlayışlar yerine değişen dünyaya uygun, akılcı kavramların benimsenmesi demektir. Bu anlamda Atatürk, geleneksel kuruluşlar yerine modern kuruluşlar inşa etmiş, ülkenin geleceği için yeni yapılanmalara gitmiştir.</p>
<p>Devletçilik:</p>
<p>Atatürk, Türkiye&#8217;nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Devletçilik ilkesini, devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi şeklinde yorumlamış, özel sektörün girmek istemediği, yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi konularına da değinmiştir. Devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.</p>
<p>Atatürk’ün İnkılâpları</p>
<p>Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir reformcuydu. Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş bir ülke olması için eğitim, adalet, sosyal hayat ve ekonomi gibi bir ülkenin gelişmesinde oldukça büyük önemi olan yapıtaşlarını tümden değiştirmişti. Atatürk ülkemizin ihtiyaçlarını bilmenin yanında genç cumhuriyetin geleceğini de düşünüyordu. Dünya değişiyordu ve ilerlemenin yolu da değişmekten geçiyordu. Bu yüzden 1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşu ve hayatta kalabilmesi için yaşamsal öneme sahip olan inkılâpları hayata geçirdi. Bu inkılâplar, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılandı. Yaptığı değişiklikler köklü oluşları ve eski sistemi düzenlemektense yerine yenisini getirmeleri nedeniyle devrim olarak da nitelendirildi. Ancak, devrim, ihtilal kavramının eş anlamlısıydı ve kanla gerçekleşen bir eylemdi. Dolayısıyla Atatürk yaptığı değişiklikler için negatif bir kavram yerine değişim anlamına gelen inkılâp kavramını seçti.</p>
<p>Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplar beş ana başlık altında şu şekildeydi;</p>
<p>Siyasal alandaki İnkılapları</p>
<p>•Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)</p>
<p>•Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)</p>
<p>•Halifeliğin Kaldırılması ( Mart 1924)</p>
<p>Toplumsal alandaki Inkılâpları</p>
<p>•Kadınlara ve erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)</p>
<p>•Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)</p>
<p>•Tekkelerin, zâviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)</p>
<p>•Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)</p>
<p>•Lâkapların ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)</p>
<p>•Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)</p>
<p>Hukuk alanındaki Inkılapları</p>
<p>•Mecellenin kaldırılması (1924-1937)</p>
<p>Eğitim ve Kültür Alanındaki Inkılapları</p>
<p>•Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) (3 Mart 1924)</p>
<p>•Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)</p>
<p>•Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)</p>
<p>•Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)</p>
<p>•Güzel sanatlarda yenilikler</p>
<p>Ekonomi alanındaki Inkilapları</p>
<p>•Aşar vergisinin kaldırılması</p>
<p>•Çiftçinin özendirilmesi</p>
<p>•Örnek çiftliklerin kurulması (Atatürk Orman Çiftliği gibi)</p>
<p>•Sanayiyi Teşvik Kanunu&#8217;nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması</p>
<p>•I. ve II. 5 yıllık Kalkınma Planları&#8217;nın (1933-1938) uygulamaya konulması</p>
<p>•Anadolu&#8217;nun yeni yollarla donatılması</p>
<p>Dünyada Atatürk</p>
<p>Atatürk, Türkiye için çok büyük bir kahraman, eşsiz bir siyasi dehaydı. Ülkeyi gerçek anlamda kurtarmış, bağımsızlığını kazandırmış, bayrağı olan özgür bir ülke olması için hayatı pahasına savaşmıştır. Ancak Atatürk’ün büyüklüğü sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kabul edilmiştir. Dünyanın en önemli liderleri onun dehası hakkında açıklamalarda bulunmuş, dünya basını da Atatürk’e geniş vermiştir. Tüm dünyanın birleştiği nokta ise Atatürk gibi insanların dünyaya çok zor geldiği yönündedir. İlkeleri, inkılâpları, insani yönleri, kahraman askerliği, entelektüelliği, zekası, sınır tanımayan bilgisi ve görgüsüyle Atatürk, bizim Atatürkümüz olması dışında tüm dünyaya da mal olmuş, sayısız lidere ilham vermiştir. Hakkında sayısız kitap yazılmış, konferanslar ve seminerler düzenlenmiştir.</p>
<p>Bugüne kadar Atatürk hakkında yazılmış en kapsamlı biyografi Kahire&#8217;deki İngiliz Büyükelçiliğinde uzun süre görev yapmış olan İngiliz yazar ve gazeteci Lord Kinross tarafından kaleme alınmış olan, “Atatürk, The Rebiryth of a Nation” (Ataturk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu)’dur. Kitabı hazırlamak için uzun süre Türkiye’de kalan ve çalışmalarını 5 yılda tamamlayan Kinross, eseri 2 cilt halinde hazırlamıştı.</p>
<p>Time of the Gypsies dergisi Atatürk’le ilgili sayısız makale yayınlamış, ayrıca 24 Mart 1923 ve 21 Şubat 1927 tarihlerinde Atatürk’ü kapak yapmıştır.</p>
<p>Atatürk bütün dünyanın hayran kaldığı bir kalkınmayı gerçekleştiren ilk devlet başkanı olmuştur. Yaşasaydı kuşkusuz dünya bambaşka bir yer olacaktı. Ancak o, arkasında çok daha iyi bir Türkiye bırakarak hayata gözlerini yummuş, ülkemizi, bayrağımızı bize armağan edip aramızdan ayrılmıştır.</p>
<p>Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye&#8217;nin doğması, yeni Türkiye&#8217;nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk&#8217; ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye&#8217; de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek daha yoktur.</p>
<p>John F. KENNEDY &#8211; A.B.D Başkanı</p>
<p>Cihanı hayran bırakan bu Türk, Türkler&#8217;in göğsünü Türk olduklarından, tarihlerinden ve dillerinden dolayı bir daha kabartmıştır ve Türkiye&#8217;nin geleceği için, geçmiş yüzyılların toplayabildiğinden daha fazla bir kudret toplamıştır.</p>
<p>General Charles Sherrill, Amerika&#8217;nın eski Ankara Büyük Elçisi</p>
<p>Marmara kıyısındaki sıcak, toz toprak içinde, eciş bücüş yollu ikinci sınıf kıyı kasabası Mudanya&#8217;da, Batı ile Doğu karşı karşıya geldiler. İsmet Paşa ile görüşecek Müttefik generallerini taşıyan İngiliz sancak gemisi &#8220;İron Duke&#8221;nin kül rengi öldürücü kulelerine rağmen, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyordu; yoksa barış istemeye, ya da şartlarını dikte etmeye değil&#8230; Bu görüşmeler, Avrupa&#8217;nın Asya üzerindeki egemenliğinin sonucunu gösteriyor. Çünkü Mustafa Kemal, herkesin bildiği gibi, Yunanlıları silip süpürmüştü.</p>
<p>Ernest Hemingway, Amerikalı Romancı &#8211; Yazar, 1922</p>
<p>Atatürk, şecaat ve kabiliyetin en büyük sembolüydü. O, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.</p>
<p>Kopenhag-Nasyonal Tidende</p>
<p>Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.</p>
<p>Chicago Tribune</p>
<p>Dünya Liderlerinin ve Dünya Medyasının Atatürk Hakkındaki Görüşleri (Tamamı)</p>
<p>Atatürk’ün Özdeyişleri</p>
<p>Ne Mutlu Türküm Diyene!</p>
<p>Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir.</p>
<p>Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye&#8217;nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.</p>
<p>Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.</p>
<p>Hiç bir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.</p>
<p>Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.</p>
<p>Her büyük meydan muhare-besinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.</p>
<p>Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.</p>
<p>Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.</p>
<p>Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.</p>
<p>İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal&#8230; İkinci Mustafa Kemal, onu &#8220;ben&#8221; kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!</p>
<p>Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.</p>
<p>Yurtta sulh, cihanda sulh.</p>
<p>Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.</p>
<p>Doğruyu söylemekten korkmayınız.</p>
<p>Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.</p>
<p>Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.</p>
<p>Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Zafer, &#8220;Zafer benimdir&#8221; diyebilenindir. Başarı ise, &#8220;Başaracağım&#8221; diye başlayarak sonunda &#8220;Başardım&#8221; diyebilenindir.</p>
<p>Egemenlik verilmez, alınır.</p>
<p>Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.</p>
<p>Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.</p>
<p>Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı var olmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.</p>
<p>Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.</p>
<p>Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.</p>
<p>Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.</p>
<p>Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.</p>
<p>Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.</p>
<p>Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.</p>
<p>Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.</p>
<p>Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.</p>
<p>Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.</p>
<p>Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.</p>
<p>Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.</p>
<p>Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.</p>
<p>Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.</p>
<p>Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.</p>
<p>Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.</p>
<p>Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkûmdurlar.</p>
<p>Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.</p>
<p>Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.</p>
<p>Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.</p>
<p>Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.</p>
<p>Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.</p>
<p>Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.</p>
<p>İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?</p>
<p>Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.</p>
<p>Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.</p>
<p>Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.</p>
<p>Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.</p>
<p>Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.</p>
<p>Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.</p>
<p>Sizler, yani yeni Türkiye&#8217;nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz&#8230; Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.</p>
<p>Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.</p>
<p>Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.</p>
<p>Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.</p>
<p>Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.</p>
<p>Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.</p>
<p>Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.</p>
<p>Ekonomik kalkınma, Türkiye&#8217;nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.</p>
<p>Atatürk’ün Vasiyeti</p>
<p>Atatürk&#8217;ün 5 Eylül 1938 günü Dolmabahçe&#8217;de düzenlediği ve İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter&#8217;e teslim ettiği vasiyetnamesi şu şekildeydi;</p>
<p>Malik bulunduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya&#8217;daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:</p>
<p>1 &#8211; Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.</p>
<p>2 &#8211; Her seneki nemadan, bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule&#8217;ye ayda bin, Afet&#8217;e 800, Sabiha Gökçen&#8217;e 600, Ülkü&#8217;ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile&#8217;ye şimdiki yüzer lira verilecektir.</p>
<p>3 &#8211; Sabiha Gökçen&#8217;e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.</p>
<p>4 &#8211; Makbule&#8217;nin yaşadığı müddetçe Çankaya&#8217;da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.</p>
<p>5 &#8211; İsmet İnönü&#8217;nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç oldukları yardım yapılacaktır.</p>
<p>6 &#8211; Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumları&#8217;na tahsis edilecektir.</p>
<p>Atatürk’ün Aldığı Nişan, Madalya ve Madalyonlar</p>
<p>Nişan Ve Madalyalar</p>
<p>Sıra No Nişan ve Madalyanın Adı İhdas Eden Madeni Çapı Verildiği Tarih</p>
<p>1 5. Rütbeden Mecidi Niş. Padişah Abdülmecid Gümüş 55 25.12.1906</p>
<p>2 2. Rütbeden Mescidi Niş. Padişah Abdülmecid Ortası Altın 65 12.12.1916</p>
<p>3 1. Rütbeden Mescidi Niş. Padişah Abdülmecid Ortası Altın 65 16.12.1917</p>
<p>4 4. Rütbeden Osmani Niş. Padişah Abdülaziz Gümüş &#8211; 06.11.1912</p>
<p>5 3. Rütbeden Osmani Niş. Padişah Abdülaziz Gümüş &#8211; 01.02.1915</p>
<p>6 2. Rütbeden Osmani Niş. Padişah Abdülaziz Gümüş &#8211; 01.02.1916</p>
<p>7 İmtiyaz Madalyası 2. Abdülhamid Gümüş &#8211; 30.04.1915 8 İmtiyaz Madalyası 2. Abdülhamid Altın &#8211; 23.09.1917 9 Harp Madalyası 5. Mehmed Reşad Fakfon &#8211; 11.05.1918 10 Liyakat Madalyası 2. Abdülhamid Gümüş 25 01.09.1915 11 Liyakat Madalyası 2. Abdülhamid Altın 25 17.01.1916 12 İstiklal Madalyası T.B.M.M Prinç 35&#215;40 21.11.1923 MADALYONLAR Sıra No Adı ve Veriliş Nedeni Tarihi 1 1. Ordu manevra hatırası 20.08.1937 2 2. Ordu manevra hatırası 13.10.1937 3 Ankara&#8217;ya gelişinin 18.yıl hatırası 27.12.1937 4 Müttefik ajanslar 4. Kongresi 1929 5 T.B.M.M. Rozeti &#8211; 6 Abide-i zafer hatırası 1927 7 İran Şahı&#8217;nın Türkiye&#8217;yi ziyaretleri hatırası 1934</p>
<p>Atatürk’ün Yazdığı Kitaplar</p>
<p>•Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih</p>
<p>•Takımın Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri &#8211; 1908)</p>
<p>•Cumalı Ordugâhı &#8211; Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)</p>
<p>•Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)</p>
<p>•Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri &#8211; 1912)</p>
<p>•Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)</p>
<p>•Nutuk (1927)</p>
<p>•Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (1930)</p>
<p>•Geometri (1937)</p>
<p>Atatürk’ün Kurduğu Kurumlar</p>
<p>Anadolu Ajansı</p>
<p>Ankara Hukuk Fakültesi</p>
<p>Ankara Orman Çiftliği</p>
<p>Bursa Merinos Halı Fabrikası</p>
<p>Çocuk Esirgeme Kurumu</p>
<p>Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü</p>
<p>Devlet Hava Yolları</p>
<p>Devlet İstatistik Enstitüsü</p>
<p>Elektrik İşleri Etüt İdaresi</p>
<p>Etibank</p>
<p>Halkevleri</p>
<p>İşbankası</p>
<p>Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA)</p>
<p>Merkez Bankası</p>
<p>Merkez Hıfzısıha Enstitüsü</p>
<p>Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı</p>
<p>Sanayi ve Maadin Bankası</p>
<p>Sümerbank</p>
<p>Türk Dil Kurumu</p>
<p>Türk Kuşu</p>
<p>Türk Tarih Kurumu</p>
<p>Türkiye Cumuriyeti Ziraat Bankası</p>
<p>Türkiye Şeker Fabrikaları</p>
<p>Uluslararası İzmir Fuarı</p>
<p>Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü http://www.ataturk.net/kronoloji/1881.html http://www.ataturk.com/content/view/24/43/ http://www.mkutup.gov.tr/ata-tur.html http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk http://www.ataturkiye.com/icindekiler.html http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/ata.html http://www.devletim.com/mustafa_kemal_ataturk.asp http://www.mkemalataturk.com/tr/dogdu.html http://www.ataturksitesi.com/default2.asp http://www.onderataturk.com/olumu.html http://www.tekadamdevrimi.com/ http://www.kemalist.org/ Emre Kongar, “Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk” Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı, “ Milli Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi Gazi Mustafa Kemal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Brad Pitt</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/brad-pitt.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/brad-pitt.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyuncu Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Achilles]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt videoları]]></category>
		<category><![CDATA[Buck Simmonds]]></category>
		<category><![CDATA[California Dreamin]]></category>
		<category><![CDATA[Captain Fantastic]]></category>
		<category><![CDATA[Dallas]]></category>
		<category><![CDATA[dallas brad pitt]]></category>
		<category><![CDATA[fight club]]></category>
		<category><![CDATA[Gwyneth Paltrow’]]></category>
		<category><![CDATA[Interview With The Vampire]]></category>
		<category><![CDATA[Jennifer Aniston]]></category>
		<category><![CDATA[Jill Schoelen]]></category>
		<category><![CDATA[Legends of the Fall]]></category>
		<category><![CDATA[Less Than Zero]]></category>
		<category><![CDATA[Meet Joe Black]]></category>
		<category><![CDATA[Pittler]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Givens]]></category>
		<category><![CDATA[Se7en]]></category>
		<category><![CDATA[The Men of Mizzou]]></category>
		<category><![CDATA[Twelve Monkeys]]></category>
		<category><![CDATA[Tyler Durden]]></category>
		<category><![CDATA[William Bradley Pitt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=375</guid>
		<description><![CDATA[Brad Pitt Biyografi
İngiliz asıllı Amerikalı aktör, prodüktör. Hollywood’un en başarılı aktörlerinden biri olmasının yanı sıra, People dergisine ve birçok kaynağa göre yaşayan en seksi erkektir. Filmografisinde yer alan filmlerden bazıları Se7en, Fight Club, Meet Joe Black, Twelve Monkeys, Legends of the Fall, Snatch, Thelma &#38; Louise, A River Runs Through It ve Babel’dir. Başarıları, aşkları  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/brad-pitt.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Brad Pitt Biyografi</strong></p>
<p>İngiliz asıllı Amerikalı aktör, prodüktör. Hollywood’un en başarılı aktörlerinden biri olmasının yanı sıra, People dergisine ve birçok kaynağa göre yaşayan en seksi erkektir. Filmografisinde yer alan filmlerden bazıları Se7en, Fight Club, Meet Joe Black, Twelve Monkeys, Legends of the Fall, Snatch, Thelma &amp; Louise, A River Runs Through It ve Babel’dir. Başarıları, aşkları ve filmleriyle milyonları peşinden sürükleyen bir 21. yüzyıl ikonu haline gelmiştir. Farklı türlerdeki rollerin hakkından büyük başarıyla gelen aktör, Angelina Jolie ile birlikte kimsesiz ve hasta çocuklara yardım için projeler geliştirmektedir. Çiftin danışmanı Trevor Neilson konuyla ilgili olarak Hello dergisine şu açıklamayı yapmıştır: “Bu yardım aktivitelerinin ve taraflı duruşlarının ruhunda yatan şey adalet duygusu ve savunmasız bu insanlara yardım edebilme arzusu. Tüm dünya etrafındaki bu adaletsizliğin üzerine ışık tutmaya çalışarak, dikkati bu yöne çekmek istiyorlar.”</p>
<p>18 Aralık 1963’te İngiliz kökenli üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak Oklahoma’da dünyaya geldi. Gerçek adı William Bradley Pitt’ti. Doğumundan hemen sonra Pitt ailesi Springfield’e taşındı. Çocukluğu erkek kardeşi Doug Pitt ve kız kardeşi Julie Neal Pitt’le birlikte Springfield ‘de geçen Brad, Kickapoo Lisesi’nde okumaya başladı. Sporla ve okulun öğrenci işleriyle yakından ilgileniyordu. Okul yıllarında arkadaşları ona Pittler lakabını takmışlardı. 1982 yılında yapılan bir organizasyonda en iyi giyinen erkek seçildi. Müzikle de yakından ilgilenen Pitt, Q Magazine dergisiyle yaptığı bir röportajda aldığı ilk albümün Elton John&#8217;un “<strong>Captain Fantastic</strong>” albümü olduğunu belirtecekti.</p>
<p>Gazetecilik öğrenimi almak üzere Columbia’daki Missouri Üniversitesi’ne kaydoldu. Öğrencilik yıllarında erkek kolejlerindeki öğrencilerin sosyal aktiviteler için bir araya geldiği The Sigma Chi birliğine üyeydi. 1986 yılında mezun olması için yalnızca iki kredisi kalmışken şansını Hollywood’da denemek için okuldan ayrıldı. Missouri Üniversitesi’nde reklâmcılık eğitimi veren ve Brad Pitt’in de eski hocalarından biri olan bir profesöre göre, Pitt, adı The Men of Mizzou olan bağımsız bir takvim projesi için çalışıyordu. The Men of Mizzou, projenin sanat yönetmenliğini yapan ve tüm ilgisini bu çalışmaya yönelten Pitt’in okuldan mezun olmasını engellemişti.</p>
<p>Kariyer seçimi etrafındakiler için sürpriz oldu. Çünkü okuldayken birkaç showda sahne almasına rağmen, bu işi profesyonel olarak ve tutkuyla yapmak istediğini kimse bilmiyordu. Sonunda, film yıldızı olmayı kafasına koyan genç Pitt, cebinde sadece 325 dolarla <strong>California Dreamin</strong>’nın yolunu tuttu.</p>
<p>Hollywood’a gittikten sonra Pitt’e altı yıl süreyle Roy London oyuncu koçluğu yaptı. Head Of The Class isimli sitcomda aldığı ufak rolle ilk ekran tecrübesini yaşayan Pitt, o dönem kısa süreliğine showun yıldızı <strong>Robin Givens</strong>’la birlikte oldu. Pitt ayrıca Growing Pains isimli dizinin iki bölümünde de konuk oyuncu olarak rol aldı.</p>
<p>Uzun süre soap opera Another World’de Chris rolüyle izleyicinin karşısına çıktıktan sonra Our House isimli dizide sesini duyurdu. Dizinin diğer bölümünde oynaması için teklif aldıktan hemen sonra kendini birden bire Shalane McCall&#8217;in erkek arkadaşı Charles’ı canlandırdığı, Amerika’nın en popüler dizilerinden biri olan Dallas’ta buldu. O dönemde ayrıca prime time kuşağında yayınlanan Thirtysomething, 21 Jump Street ve Freddy&#8217;s Nightmares gibi dizilerde de oynuyordu.</p>
<p>1987 yılında Andrew McCarthy, Robert Downey Jr.ve James Spader gibi ünlü oyuncularla birlikte <strong>Less Than Zero</strong> ve hemen ardından Charlie Sheen’le No Man&#8217;s Land filmlerinde oynadıktan sonra, 1989’da, ilk ciddi beyaz perde deneyimi olan Cutting Glass filminde Dwight Ingalls rolünde izleyiciyle buluştu. Pitt, aynı yıl yine film yıldızı olan <strong>Jill Schoelen</strong> ile birlikteydi.</p>
<p>Pitt’in beyaz perdedeki ilk başrolü 1988 yazında Yugoslavya’da çekilen Dark Side Of The Sun filmiyle oldu. Filmin çekimleri bitmiş olmasına rağmen savaşın başlaması nedeniyle, vizyona girmesi seneler sonra gerçekleşti. 1990 yılında TV filmi Too Young to Die?’da rol aldı. Filmde uyuşturucu bağımlısı Billy Canton’ı canlandıran Pitt, başrolleri paylaştığı Juliette Lewis’e aşık oldu ve üç yıl sürecek birliktelikleri başladı.</p>
<p>Brad Pitt’in geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan filmi 1991 tarihli Thelma &amp; Louise oldu. Ridley Scott’ın yönetmenliğini yaptığı film, Amerika’da büyük ilgi görmüştü. Başrollerini Susan Sarandon, Geena Davis, Harvey Keitel ve Michael Madsen’ın paylaştıkları yapım, Pitt’in filmografisi için oldukça önemliydi. Ayrıca filmde sadece 15 dakika görünmesine rağmen People Magazine dergisi tarafından &#8220;Dünyanın En Seksi Erkeği” seçilecekti.</p>
<p>Ralph Bakshi’nin yönetmenliğini yaptığı 1992 tarihli Cool World filminden sonra Robert Redford’un yönetmenliğinde, Craig Sheffer’la başrolleri paylaştıkları ve en iyi sinematografi dalında oskarı kucaklayan A River Runs Through It (Bizi Ayıran Nehir) filminde rol aldı. Pitt, filmde birlikte çalıştıkları rol arkadaşı <strong>Buck Simmonds</strong> ile çok iyi anlaştı ve ikili ev tutup birlikte yaşamaya başladı.</p>
<p>1993 yılında başrollerini, uzun süredir birlikte olduğu <strong>Juliette Lewis</strong>’in yanı sıra daha sonraları TV dizisi X-Files’ta rol alacak olan David Duchovny ve Michelle Forbes gibi ünlü isimlerle paylaştığı, bir yol filmi olan Kalifornia için kamera karşısına geçti.</p>
<p>1994’te Anne Rice’ın aynı isimli romanından beyazperdeye aktarılan <strong>Interview With The Vampire</strong>(Vampirle Görüşme) filminde Louis de Pointe du Lac rolüyle beyazperdedeki önemli performanslarından birini daha gerçekleştirdi. Filmde 8. yüzyıldaki bir vampiri canlandıran Pitt, Tom Cruise, Christian Slater, Antonio Banderas ve o dönemde henüz onbir yaşında olan Kirsten Dunst’la başrolleri paylaştı ve film 2 dalda oskara aday olarak gösterildi.</p>
<p>Aynı yıl usta oyuncu Anthony Hopkins’le birlikte, Aidan Quinn ve Julia Ormond gibi önemli oyuncularla kamera karşına geçtiği <strong>Legends of the Fall</strong> filmi geldi. Ciddi ve önemli projelerde oldukça önemli isimlerle birlikte çalışan Pitt için sinema eleştirmenleri oldukça olumlu yorumlarda bulunuyorlardı.</p>
<p>1995 Brad Pitt’in sinematografisi için yine oldukça verimli bir yıl oldu. Zira ünlü oyuncu, yetenekli yönetmen David Fincher’ın kamera arkasında olduğu, Morgan Freeman, Gwyneth Paltrow ve Kevin Spacey’den oluşan değerli bir oyuncu kadrosuyla birlikte <strong>Se7en </strong>filminde rol aldı.</p>
<p>Yine 1995’te en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında oskara aday olarak gösterildiği ve yönetmenliğini Terry Gilliam’ın yaptığı <strong>Twelve Monkeys</strong> filminde Bruce Willis’le başrolleri paylaştı.</p>
<p>1996 yılında Kevin Bacon, Robert De Niro ve Dustin Hoffman gibi usta oyuncularla birlikte Minnie Driver’ı en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında ALFS Award’ın sahibi yapacak olan Sleepers filminde rol aldı. Aynı yılın kasım ayında oyuncu <strong>Gwyneth Paltrow’</strong>la nişanlandı.</p>
<p>Çocukluğunun geçtiği Spriengfield kentinde Discovery Center’ın eğitim merkezi kurması için 100 bin dolar bağışta bulundu. 1997’de canlandırdığı rol yüzünden Çin&#8217;e girmesinin yasaklanacağı Seven Years in Tibet filmini çeken Brad Pitt daha sonraları Times dergisine vereceği röportajda konuyla ilgili olarak şunları söyleyecekti:</p>
<p>Ne hakkında konuştuğunuzu bilmeden konuşmamalısınız. Bu yüzden röportajlarda rahatsız oluyorum. Bana Çin&#8217;in Tibet hakkında nasıl bir politika izlemesi gerektiğini soruyorlar. Benim ne düşündüğüm kimin umurunda! Ben kahrolası bir aktörüm. Filmlerle sizi eğlendirmeye çalışan makyaj yapmış yetişkin bir adamım.</p>
<p>Filmde Avusturyalı gezgin Heinrich Harrar’ı canlandıran aktör, ününü giderek arttırarak film başına 10 milyon dolar alan bir yıldız haline geldi.</p>
<p>1997 yılının haziran ayında Gwyneth Paltrow’la yolları ayrıldı. Magazin dünyasını uzun süre meşgul eden ve üzerine yapılan spekülasyonların ardı arkası kesilmeyen ilişki sona erdikten sonra Brad Pitt’in kendine gelmesi uzun zaman aldı.</p>
<p>Aynı yıl “ The Devil’s Own” adlı filmde karizmatik bir I.R.A. liderini canlandırdığı rolü için İrlanda aksanıyla konuşma dersleri alan Pitt’in ilk başrol tecrübesi olma özelliğini taşıyan, 1988’de Yugoslavya’daki savaş yüzünden gösterim tarihi yıllarca aksamış olan The Dark Side of the Sun vizyona girdi.</p>
<p>1998’de daha önce Legends Of The Fall filminde birlikte kamera karşısına geçtiği Anthony Hopkins ile birlikte Meet Joe Black filminde rol aldı ve Friends dizisinin başrol oyucularından <strong>Jennifer Aniston</strong>’la tanıştı.</p>
<p>1999 Brad Pitt için yine oldukça başarılı bir yıl oldu. Chuck Palahniuk’un aynı adlı romanından beyazperdeye aktarılan, konusu, senaryosu ve kurgusuya kült filmler arasına giren David Fincher imzalı Fight Club’da ünlü aktör beyazperdedeki unutulmaz karakterlerden biri olan <strong>Tyler Durden</strong> rolüne büründü. Drama, aksiyon, bilimkurgu, fantastik gibi farklı filmlerde oyunculuk performansını kanıtlayan aktör, sinematografisine birbirinden iddialı filmler eklemeye devam ediyordu.</p>
<p>2000 yılında hatrı sayılır bir başarı kazanan ve Guy Ritchie’nin tüm dünyada tanınmasını sağlayan Snatch filminde rol aldı. Snatch’teki rolüyle Satellite Awards tarafından en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında ödüllendirilen Pitt, yıllarca Academy Awards&#8217;ın kapısını çalsa da dünya çapında birçok festival aktörün hakkını teslim etti.</p>
<p>29 Temmuz 2000’de Jennifer Aniston’la Malibu’da düzenlenen bir törenle dünya evine girdi. 2001’de Spy Game ve The Mexican filmlerinde başrolde görülen Pitt, 1994’de başlayan TV dizisi Friends’in bir bölümünde Will Colbert rolüyle izleyiciyle buluştu.</p>
<p>Aynı yıl Steven Soderbergh’in yönetmenliğini yaptığı ve serinin ilk filmi olan Ocean’s Eleven’da, George Clooney, Julia Roberts ve Andy Garcia ile birlikte kamera karşısına geçti.</p>
<p>2002’de Chuck Barris’in aynı adlı kitabından senaryo yazarı Charlie Kaufman’ın uyarladığı Confessions Of A Dangerous Mind filminde rol aldı.</p>
<p>2003’te Sinbad: Legend of the Seven Seas isimli animasyonda Sinbad’a ses verdi.</p>
<p>2004’te Wolfgang Petersen’ın yönetmenliğini yaptığı Troy filminde <strong>Achilles</strong>’i canlandırdı. Mitolojik bir kahraman görünümüne kavuşmak için aylarca spor yaptı ve kondisyon çalışıp kilo aldı.</p>
<p>Filmden sonra, Almanya’da yayınlanan ‘TV Movie’ adlı televizyon dergisine yaptığı açıklamada:</p>
<p>Harika filmler çevirmek için kendime 4 yıl daha süre tanıyorum. Ondan sonra yeni bir sinema kuşağı gelecek, yeni kahramanlar cezbedecek. Olayların akışı böyle. Ayrıca yeni şeyleri denemenin zamanı geldi. Gittikçe daha yoğun olarak, bir aile kurmak istiyorum</p>
<p>şeklinde konuştu. Gelecekte mimarlıkla ilgilenmek istediğini de belirten Pitt, Los Angeles kentinin modernleştirilmesi amacıyla dünyaca ünlü mimar Frank Gehry’nin sanatçı grubuna davet edildi ve konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Orada ilk etapta öğreneceğim, ancak bir yandan şehrin geleceğini de etkileyeceğim. Los Angeles ruhsuz bir beton çölü. Ben orayı daha yaşanır hale getirmek istiyorum. Bu belki de benim yeni kariyerim olur.&#8221;</p>
<p>Aynı yıl Oceans Twelve’de kamera karşısına geçtikten sonra, 2005’te Doug Liman’ın yönetmenliğini yaptığı ve Angelina Jolie ile başrolleri paylaştığı Mr.&amp;Mrs. Smith filminde rol aldı.</p>
<p>8 Ocak 2005’te Brad Pitt&#8217;in basın sözcüsü Pitt-Aniston çiftinin ayrılma kararı aldığını tüm dünyaya duyurdu. 4.5 yıllık evliliklerini noktalayan çift yaptıkları açıklamada 7 yıllık beraberliklerini noktalama kararında basında çıkan hiçbir dedikodunun etkili olmadığını ve ayrıca birbirini seven ve değer veren iki arkadaş olarak ayrıldıklarını belirttiler.</p>
<p>Hollywood&#8217;un en gözde çiftlerinden biri olan ikilinin Pitt’in çocuk istemesi yüzünden ya da Angelina Jolie’yle yakınlaşması nedeniyle ayrıldığı haberleri 2005 yılında magazin dünyasını uzun süre meşgul etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu İyi Niyet Elçisi olan Angelina Jolie 2000 yılında Tomb Raider filminin çekimleri sırasında Kamboçya’da bulunmuş ve 2002’de Maddox isimli bir erkek çocuğu evlat edinmişti. Pitt’le olan birlikteliğinden sonra çift, Etyopya’dan Zahara isminde bir kız çocuğu evlat edindiler ve 27 Mayıs 2006’da Namibya’da çiftin kızı Shiloh Nouvel’in dünyaya gelmesiyle Brad Pitt-Angelina Jolie ailesi 3 çocuklu oldu. Çift halen Kamboçya’da kimsesiz ve hasta çocuklara yardım amacıyla kurdukları Maddox-Jolie-Pitt(MJP) ve Maddox Chivan Children Center(MCCC) projeleriyle ilgili faaliyetlerini sürdürüyorlar.</p>
<p>Pitt, 2006’da Alejandro González Iñárritu’nun yönetmenliğini yaptığı, 2007 Golden Globe ödüllerinde en iyi film ödülünü kucaklayan ve oskara en iyi film dalında aday olan Babel filminde rol aldı.</p>
<p>2007’de yapımı henüz biten, Ron Hansen’in romanından beyazperdeye aktarılan The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford filminde Jesse James’in hayatını canlandırdı. Pitt, yine yapımı henüz biten ve bu yıl içinde vizyona girecek olan serinin üçüncü filmi Oceans Thirteen’de yine Rusty Ryan rolünde izleyiciyle buluşacak.</p>
<p>Ünlü aktör halen çıkış tarihi 2008 olarak açıklanan ve rol alacağı üçüncü David Fincher filmi olacak The Curious Case of Benjamin Button’la ilgili olarak çalışmaktadır. 2008’de vizyona girecek olan ve Brad Pitt’in oynamasının kesinleştiği diğer filmlerse Dirty Tricks,State of Play, Dallas Buyer&#8217;s Club ve Chad Schmidt’tir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/brad-pitt.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Angelina Jolie</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/angelina-jolie.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/angelina-jolie.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:34:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyuncu Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie çıplak]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie erotik]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie videoları]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie Voight]]></category>
		<category><![CDATA[brap pitt]]></category>
		<category><![CDATA[tomb raider]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=373</guid>
		<description><![CDATA[Angelina Jolie Biyografisi
Amerikalı aktris, model ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu İyi Niyet Elçisi. Gerçek adı Angelina Jolie Voight’tur. Birçok dergi tarafından dünyanın en güzel kadını seçilmiştir. Golden Globe, Emmy ve Oskar ödüllerinin sahibi olan ünlü oyuncu kimsesiz çocuklara yardım amaçlı projeler yürütmektedir. Filmlerinden bazıları Gia, George Wallace, Girl Interrupted, Alexander ve The Good Shepherd’dır.
4  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/angelina-jolie.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Angelina Jolie Biyografisi</strong></p>
<p>Amerikalı aktris, model ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu İyi Niyet Elçisi. Gerçek adı Angelina Jolie Voight’tur. Birçok dergi tarafından dünyanın en güzel kadını seçilmiştir. Golden Globe, Emmy ve Oskar ödüllerinin sahibi olan ünlü oyuncu kimsesiz çocuklara yardım amaçlı projeler yürütmektedir. Filmlerinden bazıları Gia, George Wallace, Girl Interrupted, Alexander ve The Good Shepherd’dır.</p>
<p>4 Haziran 1975’te Los Angeles’ta dünyaya geldi. Babası Jon Voight ve annesi Marcheline Bertrand film oyuncusuydular. Kardeşi James Haven da sonraları aktör ve prodüktör olarak ün yapacaktı. Jolie, Chip Taylor’ın yeğeni ve ünlü Fransız aktris Jacqueline Bisset’le Maximilian Schell’in vaftiz kızıydı.</p>
<p>1976’da annesi ve babası boşandıktan sonra Jolie ve erkek kardeşi anneleri Marcheline Bertrand’la New York’a taşındılar. Küçüklüğünde yılan ve kertenkele toplayan ve Uzay Yolu dizisindeki Mr. Spock karakterine aşık olan Jolie, sık sık annesiyle birlikte sinemaya gidiyordu. Sinemayı sevmesinde ailesinin elbette büyük etkisi olmuştu. Zira Jolie, Lee Strasberg Theatre Institute’de 2 yıl oyunculuk eğitimi almaya karar verdi ve sahnelenen birçok oyunda rol aldı. Sonraları ailenin Los Angeles’a geri dönmesiyle Beverly Hills High School’a kaydolan Jolie, zengin aile çocuklarının arasında sadeliğiyle dikkat çekiyor ve ikinci el giysiler giyiyordu. İlk modellik deneyiminde başarısız olunca bileklerini kesen Jolie, daha sonra CNN’e verdiği röportajda konuyla ilgili olarak şunları söyleyecekti: “Bıçak biriktiriyordum ve kendimi kesip acıyı hissetmek benim için bir ritüel olmuştu. Bu benim için bir çeşit terapiydi, çünkü kendimi yaşıyor gibi hissettiriyordu.”</p>
<p>14 yaşında modellik yapmak üzere Finesse Model Management’la anlaşma imzalayan Jolie, Meat Loaf’un Rock&#8217;n'Roll Dreams Come Through, Antonello Venditti’nin Alta Marea ve Lenny Kravitz’in Stand by My Woman kliplerinde oynadı. Kardeşi James Haven USC School of Cinematic Arts’ta öğrenim görüyordu ve Jolie onun okul için hazırladığı projelerde de rol alıyordu.</p>
<p>16 yaşında mezun olduktan sonra annesinin evine oldukça yakın bir yerde ev tutan ve tiyatro çalışmalarına başlayan Jolie, babasının ailesine olan ilgisizliğinden dolayı ondan çok soğumuştu. Temmuz 2002’de babasının soyadını istemediğini mahkemeye bildiren Jolie’nin bu isteği kabul edilerek, soyadı değişikliği 12 Eylül 2002’de resmen gerçekleşti.</p>
<p>Angelina Jolie’nin ilk profesyonel film tecrübesi düşük bütçeli Cyborg 2’de başrolü oynamasıyla gerçekleşti. 1995’te Hackers filminde canlandırdığı Kate rolüyle dikkat çeken ve eleştirmenlerden olumlu puan alan Jolie, filmdeki rol arkadaşı Jonny Lee Miller’a aşık oldu ve çift 28 Mart 1996’da dünya evine girdi. Mojave Moon,Love Is All There Is,Foxfire ve True Women gibi filmlerde rol aldıktan sonra ona en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Golden Globe kazandıracak ve Emmy ödüllerine de aday olmasını sağlayacak George Wallace isimli TV filminde rol aldı.</p>
<p>1998’de süper model Gia Caranginin hayatını canlandırdığı HBO yapımı TV filmi Gia için kamera karşısına geçen Jolie’nin performansı ayakta alkışlandı. Gia rolüyle en iyi kadın oyuncu dalında Golden Globe ve Emmy ödüllerini kazanan Jolie 2 yıl üstüste en prestijli ödüllerin sahibi olmuştu.</p>
<p>Uzun süre problemli evlilikleri nedeniyle ayrı yaşayan Jolie ve Miller çifti 3 Şubat 1999’da resmen boşandılar. Aynı yıl Jeffery Deaver’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye aktarılan The Bone Collector filminde Denzel Washington’la başrolleri paylaştı.</p>
<p>Angelina Jolie başrollerini Winona Ryder ile paylaştığı Girl, Interrupted isimli filmdeki rolüyle 1999’da en iyi yardımcı kadın oyuncu oskarının sahibi oldu.</p>
<p>90’lar ünlü oyuncu için oldukça başarılı geçti ve Jolie, Pushing Tin fiminin setinde tanıştığı Billy Bob Thornton’la büyük aşk yaşamaya başladı. Çift 5 Mayıs 2000 tarihinde evlendi.</p>
<p>Jolie’nin dünya çapında tanınmasını sağlayan film, 2001 yılında Lara Croft: Tomb Raider filmiyle oldu. Kazandığı büyük gişe başarısının yanında, filmin vizyona girdikten kısa bir süre sonra hazırlanan bilgisayar oyunu da Jolie’nin ününü pekiştirdi. 2002’de Edward Burns’le birlikte Life or Something Like It filminde rol aldı ve 10 Mart 2002 tarihinde Kamboçya’dan Maddox Chivan isminde bir erkek çocuk evlat edindi.</p>
<p>2003’te Lara Croft Tomb Raider: The Cradle of Life ile serinin ikinci filmi için yeniden kamera karşısına geçti. 2005 Jolie’nin hayatı için oldukça önemli bir yıl oldu. Zira Jolie, Mr.&amp;Mrs. Smith filminde birlikte rol aldığı Brad Pitt’le yakınlaşınca, o dönem evli olan Pitt yüzünden magazin basını her gün yeni bir haberle okuyucunun karşısına çıkıyordu. Yuva yıkan kadın olmadığını her fırsatta dile getirse de Jolie, Pitt-Aniston çiftinin ayrılmasında en büyük etkenlerden biri olarak görüldü.</p>
<p>Jolie 6 Temmuz 2005’de Etyopya’dan annesinin aids yüzünden ölmesi sonucu yetim kalmış olan Zahara Marley adında bir kız çocuğu evlat edindi.</p>
<p>Pitt’le beraber bir aile kurma kararı alan ancak evlenmeyen Jolie’nin evlat edindiği çocukları Brad Pitt de kendi nüfusuna geçirdi ve soyadları Jolie Pitt şeklinde değiştirildi.</p>
<p>27 Mayıs 2007’de çiftin Shiloh Nouvel Jolie-Pitt adında bir kız çocukları oldu. Shiloh İncil’de barış içinde olan anlamına geliyordu.</p>
<p>Jolie başrollerini Matt Damon’la paylaştığı 2006 tarihli The Good Shepherd filminde rol aldı. 2007 yılında Jolie, yönettiği ilk film olan A Place in Time adlı belgeseli çekti. Belgesel dünya çapında, 27 ülkede gösterildi. Aynı yıl A Mighty Heart filminde yol alan Jolie, Altın Küre&#8217;ye aday gösterildi. 2007 yılında ayrıca Beowulf adlı animasyon filminde rol alan Jolie, motion capture tekniği kullanılan bu film ile animasyon sektörüne de oyuncu olarak giriş yapmış oldu.</p>
<p>2008 yılında, James McAvoy ve Morgan Freeman&#8217;la beraber, başarılı bir çizgiroman uyarlaması olan Wanted&#8217;ta oynadı. Aynı yıl Jack Black ile beraber Kung Fu Panda adlı animasyon filminin seslendirme kadrosunda yer aldı; bu film Jolie&#8217;nin rol aldığı en fazla gişe hasılatı yapan film olma özelliğini de elinde bulundurmaktadır.</p>
<p>Clint Eastwood&#8217;un yönetmenliğini yaptığı Changeling adlı filmdeki başrolü sayesinde Akademi, BAFTA, Altın Küre, Sinema Oyuncuları Derneği gibi pek çok prestijli sinema ödülüne aday gösterildi.</p>
<p>Ünlü oyuncunun post prodüksiyon aşamasında olan ve duyurulan son filmi ise Salt. Filmin 2010 yılında gösterime girmesi bekleniyor.</p>
<p>Jolie hala Brad Pitt ile birlikte. Henüz evlenmeyen çiftin Maddox, Zahara Marley, Pax Thien adlı üç evlatlık çocuklarının yanı sıra, Shiloh-Nouve, Vivienne Marcheline, Knox Léon adlarında üç de biyolojik çocukları bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/angelina-jolie.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adriana Lima</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/adriana-lima.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/adriana-lima.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:32:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manken Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyuncu Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Adriana Lima]]></category>
		<category><![CDATA[Adriana Lima biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Adriana Lima fotoğrafları]]></category>
		<category><![CDATA[Adriana Lima hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Adriana Lima kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Adriana Lima videoları]]></category>
		<category><![CDATA[bakire adriana lima]]></category>
		<category><![CDATA[victoria secret]]></category>
		<category><![CDATA[victorias secret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[Adriana Lima Biyografi

Adriana Lima, 1982 doğumlu Brezilya’lı süper model. Mavi-gri, zaman zaman yeşil görünen gözleri, siyah saçları ve düzgün vücuduyla dünyanın en seksi kadınları arasında gösterilen Lima, en çok Victoria’s Secret’la olan çalışmalarıyla tanınıyor.
Adriana Francesca Lima, 12 Haziran 1981’de Brezilya’da Salvador, Bahia’da düşük gelirli ve dindar bir ailede dünyaya geldi. 13 yaşında, yerel bir mağazada  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/adriana-lima.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adriana Lima Biyografi<br />
</strong></p>
<p>Adriana Lima, 1982 doğumlu Brezilya’lı süper model. Mavi-gri, zaman zaman yeşil görünen gözleri, siyah saçları ve düzgün vücuduyla dünyanın en seksi kadınları arasında gösterilen Lima, en çok Victoria’s Secret’la olan çalışmalarıyla tanınıyor.</p>
<p>Adriana Francesca Lima, 12 Haziran 1981’de Brezilya’da Salvador, Bahia’da düşük gelirli ve dindar bir ailede dünyaya geldi. 13 yaşında, yerel bir mağazada alışveriş yaparken keşfedilen Amerikan yerlisi, Afrika, Brezilya ve İsviçre kökenli Lima, 15 yaşındayken Ford Supermodel of Brazil Model Search yarışmasında 1. seçildi. 1996’da yapılan Ford Supermodel of the World Contest’de ise 2. oldu.</p>
<p>Kısa bir süre sonra Ford Modellik Ajansı sayesinde New York’a taşınan Lima, Elite Model Management ile anlaştı. 1997-1998 yılları arasında daha kariyerinin başlarındayken Vogue ve Marie Claire gibi dergiler için moda çekimleri gerçekleştiren 1,78 m. boyundaki Lima, Christian Lacroix, Valentino gibi ünlü markaların defilelerine çıktı. Ama Lima’nın asıl büyük çıkışı Dominik’li sevgilisi Alberto ile birlikte çalıştıkları ve Times Square’deki reklam tablosuna asılan Vassarette billboard reklamıyla gerçekleşti.</p>
<p>2000’de Guess?’in Costanoa Kampanyasında Claudia Schiffer, Laetitia Casta ve Eva Herzigova gibi çok ünlü süper modellerle birlikte yer aldı ve ardından Maybelline, Bebe, Mossimo ve BCBG’nin reklam yıldızı oldu. Harper’s Bazaar, Elle gibi önemli dergilere kapak olmaya başlayan Lima, 1998’de Victoria’s Secret defilesinde yer alarak iyice tanınır hale gelmeyi başardı. Heidi Klum ve Gisele Bündchen’le birlikte melek kanatları taktıkarak sergiledikleri iç çamaşırı defilesinin ardından, 2003’deki Victoria’s Secret defilesinin de açılış mankeni oldu.</p>
<p>2001’de Adriana Lima 8:47 dakkalık BMW kısa filminde Mickey Rourke, Clive Owen ve Forest Whitaker’la birlikte oynadı. Ünlü bir adamın (Rourke) karısını (Lima) kıskanarak onu takip ettirmek için bir dedektif (Owen) tutmasıyla başlayan filmi Wong Kar-wai yönetti.</p>
<p>2005’de sınırlı sayıda üretilen Pirelli takviminde yer alan Lima, aynı yıl AskMen.com&#8217;un &#8216;Top 99 Women&#8217; listesinde 1. sırada yer alırken, 2006’da 4. oldu. Yine 2006’da Forbes.com’un &#8216;En Çok Kazanan Ünlüler&#8217; (Highest Paid Celebrities) listesinde 97. sırada ve En Güçlü 100 İnsan (100 Most Powerful People) listesinde 99. sırada yer aldı.</p>
<p>Geçmişte birçok ünlüyle birliktelikler yaşayan Lima, bir dönem Lenny Krawitz’le nişanlı kaldı fakat bu ilişki, 2003’de sona erdi. GQ dergisinin nisan 2006 sayısında Katolik inançları nedeniyle hala bakire olduğunu açıklayan Lima şöyle konuşmuştu:</p>
<p>Seks evlendikten sonra olmalı. Seçimim bu olduğu için de erkekler saygı duymalı. Eğer saygı yoksa bunun anlamı beni istemedikleridir.</p>
<p>Adriana yaptığı iş hakkında ise şöyle düşünüyor:</p>
<p>Modellik zor bir iş, çalışma arkadaşlarınız sizin rakipleriniz ve bu da diğer kızlara olan bakış açınızı oldukça etkiliyor. Moda iyi enerjiyle ilgili. Duygularla ilgili. İnsanlara vermem gereken de bunlar, iyi enerji ve iyi duygular.</p>
<p>Yakın arkadaşları tarafında ‘Leah’ diye çağrılan, lakabıysa ‘LimaBean’ olan, kitap okumayı çok seven ve favori yazarı Gabriel Garcia Marquez olan Lima, oyunculuk ve fotoğrafçılıkta kendini geliştirmek istiyor.</p>
<p>Lima doğduğu yer Salvador, Bahia’daki ‘Caminhos da Luz’ (Ways of Light) öksüzler yurdunda yaşayan yoksul çocukların bakımlarına ve binanın tamir masraflarına yardım ediyor. Portekizce, İspanyolca ve İngilizce konuşabilen Lima şuanda DNA Models Ajansıyla çalışıyor ve Meksika’da bir barı var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/adriana-lima.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müjde Ar</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/osmanli-padisahlari/mujde-ar.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/osmanli-padisahlari/mujde-ar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Padişah Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ağır Roman]]></category>
		<category><![CDATA[ar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk ı memnu]]></category>
		<category><![CDATA[aysel gürel]]></category>
		<category><![CDATA[aysel gürelin kızı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğreti Gelin]]></category>
		<category><![CDATA[Haydi Gel Bizimle Ol]]></category>
		<category><![CDATA[kibar feyzo]]></category>
		<category><![CDATA[Komser Şekspir]]></category>
		<category><![CDATA[mehtap ar]]></category>
		<category><![CDATA[müjde]]></category>
		<category><![CDATA[müjde ar]]></category>
		<category><![CDATA[müjde ar biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[müjde ar filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Müjde Ar Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Müjde Ar kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[tosun paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=368</guid>
		<description><![CDATA[Müjde Ar Hayatı
Döneminin en gözde isimlerinden biri olan, Aysel Gürel&#8217;in kızı, ünlü Sinema oyuncusu.
Gerçek adı Kamile Suat Ebrem olan sanatçı 1954 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Ünlü şarkı sözü yazarı Aysel Gürel ile Tercüman Gazetesi muhabirlerinden Vedat Akın&#8217;nın kızıdır. Kardeşi Mehtap Ar da daha sonra şarkıcı olarak tanındı. Ünlü oyuncu, gençliğinde bir süre tiyatro oyunculuğu ve mankenlik  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/osmanli-padisahlari/mujde-ar.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Müjde Ar Hayatı</strong></p>
<p>Döneminin en gözde isimlerinden biri olan, Aysel Gürel&#8217;in kızı, ünlü Sinema oyuncusu.</p>
<p>Gerçek adı Kamile Suat Ebrem olan sanatçı 1954 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Ünlü şarkı sözü yazarı Aysel Gürel ile Tercüman Gazetesi muhabirlerinden Vedat Akın&#8217;nın kızıdır. Kardeşi Mehtap Ar da daha sonra şarkıcı olarak tanındı. Ünlü oyuncu, gençliğinde bir süre tiyatro oyunculuğu ve mankenlik yaptıktan sonra 1974 yılında ilk kez &#8220;Aşk-ı Memnu&#8221; adlı dizi ile televizyon dünyasına girdi.</p>
<p>1975 yılında &#8220;<strong>Babacan</strong>&#8221; adlı film ile sinemaya geçti. Daha sonraları özellikle kadın sorunlarını işleyen filmler ile tanındı. Ardından 1976 yılında Kemal Sunal, Şener Şen, Adile Naşit, Ayşen Gruda gibi isimlerin yer aldığı &#8220;<strong>Tosun Paşa</strong>&#8221; adlı filmde &#8220;Leyla&#8221; karakteriyle rol aldı. Hemen ardından 1978 yılında &#8220;<strong>Kibar Feyzo</strong>&#8221; ve 1979 yılında &#8220;<strong>Lanet</strong>&#8221; gibi filmlerde yer aldı.</p>
<p>80li yılların Türk Sineması&#8217;nın önemli isimlerimden olan Müjde Ar, 1984&#8242;de &#8220;Fahriye Abla&#8221;, 1985&#8242;de &#8220;Adı Vasfiye&#8221;, 1986&#8242;da &#8220;Ah Belinda&#8221; ve 1989 yılında &#8220;<strong>Arabesk</strong>&#8221; adlı filmlerle öne çıktı.</p>
<p>İlk evliliğini sinema oyuncusu Samim Değer ile yapan ünlü oyuncu, daha sonra Ertem Eğilmez ile bir süre birlikte yaşadı. Ertem Eğilmez&#8217;in ölümünden sonra büyük bir boşluk içine girdi. Bir yıl kadar süre sonra Atilla Özdemiroğlu ile birlikte yaşamaya başladı. Ancak bu ilişki de 1995 yılında son buldu. En son CHP&#8217;li Ercan Karakaş ile bir birliktelik yaşadı.</p>
<p>Uzun süre ara verdiği oyunculuk yaşamına 1997 yılında başrollerinde Savaş Dinçel, Okan Bayülgen, Mustafa Uğurlu&#8217;nun bulunduğu yönetmenliğini Mustafa Altıoklar&#8217;ın yaptığı &#8220;<strong>Ağır Roman</strong>&#8221; ile devam etti. Ardından 2000 yılında &#8220;Dar Alanda Kısa Paslaşmalar&#8221; filminde Aynur karakterini canlandırdı. Bu filmi 2001 yılında yönetmenliğini Sinan Çetin&#8217;nin yaptığı, başrollerinde Kadir İnanır ve Pelin Batu&#8217;nun bulunduğu &#8220;<strong>Komser Şekspir</strong>&#8221; izledi. 2005 yılında ise Nurgül Yeşilçay ile birlikte &#8220;<strong>Eğreti Gelin</strong>&#8221; adlı filmde rol aldı. Müjde Ar, NTV&#8217;de yayınlanmakta olan &#8220;<strong>Haydi Gel Bizimle Ol</strong>&#8221; adlı programda Pınar Kür, Aysun Kayacı ve Çiğdem Anad ile birlikte bir program hazırlamakta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/osmanli-padisahlari/mujde-ar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cem Yılmaz</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/cem-yilmaz.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/cem-yilmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyuncu Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[arog]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Yılmaz biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Yılmaz esprileri]]></category>
		<category><![CDATA[cem yılmaz filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Yılmaz hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Yılmaz kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Yılmaz videoları]]></category>
		<category><![CDATA[cem ylmaz filmler]]></category>
		<category><![CDATA[gora]]></category>
		<category><![CDATA[Herşey Çok Güzel Olacak]]></category>
		<category><![CDATA[hokkabaz]]></category>
		<category><![CDATA[leman dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Panasonic]]></category>
		<category><![CDATA[vahşi batı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Cem Yılmaz Biyografisi
Sinema oyuncusu, yönetmen, karikatürist ve komedyen.
23 Nisan 1973&#8242;te İstanbul&#8217;da doğdu. Leman Dergisinde karikatür çalışmalarına başladığında, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünde sürdürüyordu.
İlk stand-up gösterisini Leman Kültür&#8217;de, 1995&#8242;in Ağustos ayında gerçekleştirdi. Aynı senenin aralık ayında Beşiktaş Kültür Merkezi&#8221;nde sahne almaya başladı. 2001 yılı sonuna kadar 1200&#8242;ün üstünde gösteriye çıktı. Hemen hemen bütün  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/cem-yilmaz.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cem Yılmaz Biyografisi</strong></p>
<p>Sinema oyuncusu, yönetmen, karikatürist ve komedyen.</p>
<p>23 Nisan 1973&#8242;te İstanbul&#8217;da doğdu. Leman Dergisinde karikatür çalışmalarına başladığında, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünde sürdürüyordu.</p>
<p>İlk stand-up gösterisini Leman Kültür&#8217;de, 1995&#8242;in Ağustos ayında gerçekleştirdi. Aynı senenin aralık ayında Beşiktaş Kültür Merkezi&#8221;nde sahne almaya başladı. 2001 yılı sonuna kadar 1200&#8242;ün üstünde gösteriye çıktı. Hemen hemen bütün gösterileri kapalı gişe oynadı. Türkiyenin yanı sıra, Avrupa ve Amerikada da sahne aldı.</p>
<p>Leman Dergisi&#8217;nde yayınlanan çalışmalarını &#8220;Karikatürler&#8221; isimli kitabında yayınladı. İlk sinema deneyimini, 1998 yılında Ömer Vargı&#8217;nın yönettiği &#8220;<strong>Herşey Çok Güzel Olacak</strong>&#8221; isimli filmde Mazhar Alanson ile başrolü paylaşarak tatmış oldu. Film, Türkiye ve Avrupada yaklaşık 1 miyon 800 bin kişi tarafından izlendi.</p>
<p>Reklam dünyasında da adından söz ettiren sanatçı , &#8220;<strong>Panasonic</strong>&#8221; reklamlarının radyo spotlarıyla iki yıl üst üste Kristal Elma ödülüne layık görüldü. Radyo spotlarının yanı sıra, Panasonic, Mavi Jeans, Doritos ve Opet gibi markaların reklamlarında oynadı. Yer aldığı her reklam filmi gündem konusu olmayı başardı.</p>
<p>Gösterileri 2000 senesinde Star TV tarafından yayınlanmaya başlandı ve &#8220;Gösteri&#8221; adıyla piyasa sürüldü.</p>
<p>2001 yılında çıkan kısa dönemden faydalandı ve askerliğini yaptı.</p>
<p>12 Kasım 2004&#8242;te vizyona giren, çekimleri tamamlanmasına karşın yapımcı firma ile yaşanan problemler sebebiyle montajı ve gösterimi geciken, 4 farklı karakterde oynayarak başrolünü üstlendiği, Ömer Faruk Sorak&#8217;ın yönetmenliğini G.O.R.A. ile bir kez daha milyonları sinema salonlarına çekmeyi başardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/oyuncu/cem-yilmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Bahçeli</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/devlet-bahceli.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/devlet-bahceli.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[devlet bahçeli mhp]]></category>
		<category><![CDATA[doktor devlet bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[mhp genel başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi hareket partisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset adamı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Devlet Bahçeli Kimdir

Dr. Devlet Bahçeli, 1948 doğumlu, Türk ekonomist ve siyaset adamı. Ülkü Ocakları eski başkanı ve MHP Genel Başkanı.
İlk öğrenimini, 1948’de dünyaya geldiği Osmaniye&#8217;de, orta öğrenimini de İstanbul Kanatlarımın Altında&#8217;da tamamlayan Bahçeli, lisenin ilk senesini, Emirgan Akgün Koleji’nde geçirmesinin ardından, lise diplomasını, ikinci sınıfta geçtiği Etiler Özel Ata Lisesi’nden aldı. Daha sonra, Ankara İktisadi  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/devlet-bahceli.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Devlet Bahçeli Kimdir<br />
</strong></p>
<p>Dr. Devlet Bahçeli, 1948 doğumlu, Türk ekonomist ve siyaset adamı. Ülkü Ocakları eski başkanı ve MHP Genel Başkanı.</p>
<p>İlk öğrenimini, 1948’de dünyaya geldiği Osmaniye&#8217;de, orta öğrenimini de İstanbul Kanatlarımın Altında&#8217;da tamamlayan Bahçeli, lisenin ilk senesini, Emirgan Akgün Koleji’nde geçirmesinin ardından, lise diplomasını, ikinci sınıfta geçtiği Etiler Özel Ata Lisesi’nden aldı. Daha sonra, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi&#8217;nde üniversiteye başladı.</p>
<p>1967 senesinde, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi&#8217;nde öğrenciliği devam ederken, Ülkü Ocakları kurucusu ve yöneticisi olarak görev alan ve 1970 &#8211; 1971 yıllarını kapsayan dönemde Türkiye Milli Talebe Federasyonu Genel Sekreterliği yapan Bahçeli, aktif olarak siyasi faaliyetleri yürütmesinin yanı sıra, akademik çalışmalarını da sürdürdü.</p>
<p>1972 yılından başlayarak, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler akademisi ve bağlı Yüksek Okullarda İktisat Bölümü asistanı olarak görev alan Bahçeli, 1970&#8242;li yıllarda, Ülkücü Maliyeciler ve İktisatçılar Derneği&#8217;nin kurucuları arasında yer aldı. Üniversite Akademi ve Yüksekokullar Asistanları Derneği&#8217;nin kurucuları aralında da yer alan Bahçeli, burada genel başkanlık görevi de üstlendi.</p>
<p>Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü&#8217;nde iktisat doktorası yaptı ve aynı üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Politikasında Ana Bilim Dalı&#8217;nda 1987 yılına kadar öğretim üyeliği görevine devam eden Devlet Bahçeli, bu süre zarfında, Türkiye ve dünya ekonomisi, Türk Tarihi ve dış politika, Türk &#8211; İslam alemi gibi konularına yönelerek, bu alanlarda kendini geliştirdi.</p>
<p>12 Eylül 1980 darbesinden sonra tutuklanarak cezaevlerine konan MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri ile mensuplarının yanında yer alan Bahçeli, ülkücü kadroların yetişmesinde çeşitli görevler de üstlendi.</p>
<p>Alparslan Türkeş tarafından göreve çağırılması üzerine, 17 Nisan 1987’de, üniversitesindeki öğretim üyeliği görevinden istifa eden ve 19 Nisan 1987’deki, MÇP Büyük Kurultayı’nda parti yönetimine seçilen Bahçeli, daha sonra Genel Sekreterlik görevine getirildi. MÇP ve MHP&#8217;nin yönetim kadrolarında uzun yıllardır Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı, Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği, Merkez Karar Kurulu Üyeliği, Genel Başkan Baş-Danışmanlığı gibi görevler üstlenen Bahçeli, Alparslan Türkeş’in, 4 Nisan 1997&#8242;de ölümünün ardından, 6 Temmuz 1997 tarihinde yapılan MHP 5. Olağanüstü Kongresi sonrasında Genel Başkanlığa geldi.</p>
<p>18 Nisan 1999 tarihinde yapılan seçimlerde, oyların yüzde 18.2&#8217;sini alan ve 127 milletvekili ile Meclis&#8217;te yer bulan MHP’nin, ikinci parti olması sonucunda,DSP ve ANAP ile koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığına gelen Bahçeli, 28 Mayıs 1999 &#8211; 18 Kasım 2002 tarihleri arasında bu görevi yerine getirdi.</p>
<p>5 Kasım 2000 Olağan Kongresi’nde tekrar Genel Başkan seçilen Bahçeli MHP’nin, 3 Kasım 2002&#8242;de yapılan seçimlerde yüzde 8.34 oy alarak, Meclis dışında kaldı. Genel Başkan Devlet Bahçeli, görevinden istifa kararı aldı. Daha sonra 12 Ekim 2003 tarihindeki MHP Olağan Kongresi’nde yeniden Genel Başkan seçilen Bahçeli, halen bu görevini sürdürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/devlet-bahceli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Recep Tayyip Erdoğan</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/basbakan/recep-tayyip-erdogan.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/basbakan/recep-tayyip-erdogan.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:18:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başbakan Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve kalkınma partisi]]></category>
		<category><![CDATA[ak parti]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan ak parti]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan ve siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyip akp]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyip erdoğan biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyip erdoğan canım istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset adamı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye başbakanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye cumhuriyeti başbakanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 59. ve 60. dönem başbakanı, Adalet ve Kalkınma Partisi&#8217;nin kurucusu ve siyaset adamı.
Aslen Rizeli olan Recep Tayip Erdoğan 26 Şubat 1954 yılında, Kasımpaşa’da doğdu. Babası Ahmet Erdoğan, annesi ise Tenzile Erdoğan&#8217;dı. Babası, deniz yollarında kıyı kaptanı olarak çalışırdı. Ailesiyle birlikte 13 yaşında Rize’den İstanbul’a gelen Tayyip Erdoğan&#8217;ın 3&#8242;ü erkek ve 1&#8242;i  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/basbakan/recep-tayyip-erdogan.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 59. ve 60. dönem başbakanı, Adalet ve Kalkınma Partisi&#8217;nin kurucusu ve siyaset adamı.</p>
<p>Aslen Rizeli olan Recep Tayip Erdoğan 26 Şubat 1954 yılında, Kasımpaşa’da doğdu. Babası Ahmet Erdoğan, annesi ise Tenzile Erdoğan&#8217;dı. Babası, deniz yollarında kıyı kaptanı olarak çalışırdı. Ailesiyle birlikte 13 yaşında Rize’den İstanbul’a gelen Tayyip Erdoğan&#8217;ın 3&#8242;ü erkek ve 1&#8242;i kız olmak üzere 4 kardeşi daha bulunmaktaydı. Hayatının önemli bir bölümü İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden biri olan Kasımpaşa’da geçti. İlkokulu Piyale Paşa İlkokulu’nda okudu. 1965 yılında Piyale Paşa İlkokulu’nu bitirip, İstanbul İmam Hatip Okulu&#8217;na başladı. Okuldaki şiir okuma yarışmalarına, liseler arası münazaralardan, kompozisyon yarışmalarına, atletizmden, futbol turnuvalarına kadar pek çok sportif, sosyal ve kültürel etkinliklere katıldı.</p>
<p>Spor çalışmalarını ilerleten Erdoğan 1969 yılında, 15 yaşındayken Camialtı Spor Kulübünden transfer teklifi alarak bu klupte spor etkinliklerine devam etti.</p>
<p>İmam Hatip Okulu’ndan 1973 yılında mezun oldu. Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesini kazandı. Bu arada Camialtı Spor Kulübünden, İ.E.T.T&#8217;ye transfer oldu. 1976 yılında İ.E.T.T futbol takımı İstanbul şampiyonu oldu. 12 Eylül 1980 sonrası İ.E.T.T’den ayrılmak zorunda kaldı. 16 senelik futbol hayatını da böylece noktalamış oldu.</p>
<p>Üniversite yıllarında aktif sosyal ve siyasi hayatın içinde yer almaya başladı.. Milli Türk Talebe Birliği&#8217;ndeki görev yıllarından sonra, 1976 yılında Milli Saadet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığı&#8217;na seçildi. 1977 yılında bir konferans münasebetiyle tanıştığı Emine Hanım’la 4 Temmuz 1978’de evlendi. Evliliklerinden 2 erkek, 2 kız olmak üzere 4 çocukları oldu. (Ahmet Burak, Necmeddin Bilal, Esra ve Sümeyye.)</p>
<p>12 Eylül 1980’de İ.E.T.T’den ayrılınca özel sektörde çalışmaya başladı. Bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra 1982 yılında askere gitti. Yedek subay eğitimini Tuzla’da yaptı. Askerlik sonrası daha önce çalıştığı özel şirkette yaklaşık 1,5 sene çalıştı. Daha sonra başka bir şirkette Genel Müdür olarak göreve başladı..</p>
<p>12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi hayatı tekrar başlamış oldu. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve M.K.Y.K üyesi seçildi. 1984-1994 yılları arasında partisi ile bir çok seçime girdi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. 1989 yılında Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu. Partisi 1989 seçimlerinde 2. parti oldu. 1991 senesinde tekrar milletvekili adayı oldu. Seçimi kazandı ve milletvekili oldu.Daha sonra tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu mazbatasını iptal etti.</p>
<p>27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdürdü. 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve seçimi kazandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde hakkında çok sayıda dava açıldı. Akbil, İsfalt ve İdo hakkında açılan yolsuzluk davaları, milletvekili seçildiği dönemde geçici olarak donduruldu.</p>
<p>Fazilet Partisi&#8217;nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması üzerine, parti içindeki iki farklı görüşü oluşturan milli görüşçüler ve yenilikçiler hareketleri kendi partilerini kurdular. Recai Kutan, milli görüşçüler ile birlikte Saadet Partisini kurarken, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki yenilikçiler 14 Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi (A.K.P.)&#8217;yi kurdular.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi&#8217;nin ilk genel kongresinde Erdoğan başkan seçildi. A.K.P., 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde %34.29 oy alarak birinci oldu. Partisinin genel seçimleri kazanmış olması ve de iktidar partisi konumunda yer alması Erdoğan&#8217;ı meclise sokmak için yeterli olmadı; çünkü seçim yasağı bulunmaktaydı. Parti başkanlığı ve başbakanlık görevine, bir süre Abdullah Gül baktı.</p>
<p>Siirt milletvekili Fadıl Akgündüz&#8217;ün milletvekilliğinin düşürülmesi ve ardından yapılan Siirt seçimleri sonucunda Erdoğan, Siirt Milletvekilliği&#8217;ni kazandı. A.K.P.&#8217;nin başkanlığına ve koltuğundan çekilen Abdullah Gül&#8217;ün başbakanlık makamını eline geçirdi.</p>
<p>22 Temmuz 2007 tarihinde, meclisin 23. döneminde yapılan seçimlerde A.K.P. %46.6 oy alarak tekrar iktidar partisi oldu ve Erdoğan da ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturdu.</p>
<p>Davaları</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan ilk olarak 1989 yılında, Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra, seçim sonuçlarına itiraz için başvurduğu mahkemede hakime &#8220;sarhoş&#8221; diye hitap etti, bu nedenle bir hafa göz altında tutuldu ve para cezası aldı.</p>
<p>12 Aralık 1997 yılında, Siirt&#8217;te yaptığı bir konuşmada ünlü şair Ziya Gökalp&#8217;in Asker Duası adlı şiirini değiştirerek &#8220;Minareler süngü, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü&#8217;minler asker / Bu iláhi ordu dinimi bekler / Allahu Ekber, Allahu Ekber.&#8221; şeklinde okudu ve ülke Atatürk&#8217;ün reformlarını takip edenler ve İslam&#8217;a inanalar arasında ikiye bölünmüştür anlamına gelen açıklamalar yaptı. Bu eylemin sonucunda &#8220;Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek&#8221; suçundan dolayı hakkında dava açıldı. Dava sonucunda bir yıl hapse ve 860 milyon Türk Lirası para cezasına çarptırıldı. Mahkeme bu cezayı dört ay hapis cezası ve 176 milyon Türk Lirası&#8217;na düşürdü; Erdoğan Pınarhisar Cezaevinde 4 ay mahkum oldu, cezasını tamamlayıp 24 Temmuz 1999 tarihinde cezaevinden çıktı.</p>
<p>14 Ocak 2000 tarihinde, Melbourne&#8217;de yayın yapan bir radyonun programında kendisine yönetilen soruları yanıtlarken terör örgütü lideri Abdullah Öcalan&#8217;a &#8220;sayın&#8221; hitabında bulundu. Şehit Anaları Derneği&#8217;nin bu sözden dolayı kendisine açtığı davada İstanbul Kartal 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından söylediği sözün kasti olduğu kararı verildi ve sembolik olarak &#8220;3 kuruş&#8221; tazminat ödemeye mahkum edildi. İtirazı, temyiz mahkemesince kabul edilmedi.</p>
<p>Musa Kart&#8217;ın, Cumhuriyet Gazetesi&#8217;ndeki köşesinde çizdiği ve Erdoğan&#8217;ı ip yumağına dolanmış bir kedi olarak tasfir ettiği karikatür için çizere dava açtı. İlk duruşmasını Erdoğan&#8217;ın kazandığı dava, sonraki duruşmalarda Ankara Sekizinci Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edildi ve Erdoğan&#8217;ın tazminat isteği reddedildi. Bu olayı protesto etmek için Penguen adlı mizah dergisinin 24 Şubat 2005 sayılı nüshasında yayınlanan kapak çiziminde Tayyipler Alemi adı altında farklı hayvanların vücutlarına kafası çizilen Erdoğan, Penguen dergisine 40.000 YTL&#8217;lik bir tazminat davası açtı. Fakat bu dava da Ankara Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, 14 Şubat 2006 tarihinde reddedildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/basbakan/recep-tayyip-erdogan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leonardo Da Vinci</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/leonardo-da-vinci.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/leonardo-da-vinci.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:15:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamı da vinci]]></category>
		<category><![CDATA[da vinci]]></category>
		<category><![CDATA[da vinci kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo Da Vinci]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo Da Vinci hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo Da Vinci kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo DaVinci]]></category>
		<category><![CDATA[mona lisa]]></category>
		<category><![CDATA[monalisa]]></category>
		<category><![CDATA[mucit da vinci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=359</guid>
		<description><![CDATA[Leonardo Da Vinci Hayatı
Mükemelliğin ve insan zekasının en son noktasının gelmiş geçmiş en büyük temsilcisi, çok yölü sanatçı,yüzyıllara damgasını vuran mucit, heykeltraş, mimar, mühendis, İtalyan Rönesansının en büyük ressamı&#8230;
İtalyan Rönesansının ve hümanizmin en büyük güçlerinden biri olan Leonardo Da Vinci, 1452 yılında ailesinin adını aldığı Vinci kasabasında doğdu. Babası avukat Ser Piero Antonio da Vinci,  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/leonardo-da-vinci.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Leonardo Da Vinci Hayatı</strong></p>
<p>Mükemelliğin ve insan zekasının en son noktasının gelmiş geçmiş en büyük temsilcisi, çok yölü sanatçı,yüzyıllara damgasını vuran mucit, heykeltraş, mimar, mühendis, İtalyan Rönesansının en büyük ressamı&#8230;</p>
<p>İtalyan Rönesansının ve hümanizmin en büyük güçlerinden biri olan Leonardo Da Vinci, 1452 yılında ailesinin adını aldığı Vinci kasabasında doğdu. Babası avukat Ser Piero Antonio da Vinci, Leonardo&#8217;nun annesi soylu bir aileden gelmediği için onunla evlenemedi ve Leonardo evlilik dışı doğdu. Annesi Catarina sonradan başka bir erkekle evlendiği için Leonardo babasının evinde yetiştirildi.</p>
<p>Leonardo, ilk öğrenim yıllarında aritmetik ve geometride öğretmenlerini sorduğu sorularla şaşırtacak kadar çabuk ilerledi. Keskin zekası ve yetenekleri çok küçük yaşlarda bile dikkat çekiyordu. Müzikle de ilgileniyor ve oldukça iyi bir şekilde lut çalıyordu. Fakat çocukluk yıllarında en gözde uğraşı resimdi. Babası bu yeteneği farkedince, onu Flosansa&#8217;nın en önemli atölyelerinden birinin başında olan ve aslen bir kuyumcu ustası olan Andrea del Verroccio&#8217;nun eğitimine verdi. Burada Botticelli, Perugino, Lorenzo di Credi, Francesco di Simone, Botticini ve Biagio d&#8217;Antonio ile birlikte son derece kapsamlı bir sanat eğitimi aldı. Leonardo,1469 ile 1476 yılları arasında devam ettiği alışılmışın dışında bir eğitim veren &#8216;politeknik labarutuvarından&#8217; çizim , mimari ve heykelin yanı sıra optik, botanik ve müzik alanlarında da temel bilgiler edindi. (Leonardo&#8217;nun ünlü Arno Manzarası, Müneccim Kralların Tapınması ve Aziz Hieronymus eskizi ile birkaç resim bu döneme aittir.) Veroccio&#8217;nun &#8221;İsa&#8217;nın Vaftiz Edilmesi&#8221; tablosundaki meleklerden birinini Leonardo&#8217;ya ait olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>1472 yılının Haziran ayında adı Floransa&#8217;lı ressamlar loncasının defterine bağımsız bir ressam olarak Lyonardo di Ser Piero da Vinci diye geçti. 1482 yılına kadar ünlü ve zengin bir koruyucusu olmadan bağımsız olarak çalıştı. Sadece kendi seçtiği resim ve heykel konularını çalıştı ayrıca örneklerini doğadan alan ilk ressam oldu. Eski resim anlayışının biçim ve renk çalışmalarından oldukça ileri giderek ışık ve gölge etkilerinin ilk farkına varan ressam da o oldu. Rengin perspektifle değişkenliğini irdeledi. Fakat ışığın özelliklerini sadece görmekle yetinmedi, bilgiye karşı doymaz merakıyla gözün fiziksel yapısını inceledi, optik ve dalga hareketleri üzerine çalıştı. Bununla da yetinmeyen Leonardo, hayvan ve insan bedeninin yapısını inceledi ve adele hareketlerinin kurallarını araştırdı. İlk defa fizyoloji ve botanik&#8217;i inceleyerek bu bilimlere de öncülük yaptığını da eklersek onun ne kadar çok yönlü bir zeka olduğu anlaşılabilir.</p>
<p>1482 yılında Leonardo, Milano&#8217;ya gitti. O sıralar Milano&#8217;yu Ludovico Sforza yönetiyordu. Leonardo ona ilgi çekici bir mektup yazarak hizmette bulunmayı teklif etti. Askerlik ve savaş yönetiminde kendi buluşu olan dokuz yeni fikir ileri sürdü ve onuncu fikrini de şöyle özetledi; &#8221;10. Barış zamanında, mimarlıkta, binalar kurmakta ve su yolları yapımında ustalara eriştim. Mermer bronz ya da tuğladan heykeller yontabilirim. Resim yapmak ise , mesleğimdir; bunu mesleğini yerine getiren herhangi bir adamın becerdiği kadar becerebilirim. Ayrıca, babanızın anısını ölümsüzleştirecek bir anıt yapabilirim.&#8221;</p>
<p>Leonardo Milano&#8217;ya giderken at başı büyüklüğündeki lutunu da yanında götürmüş, Dükün önünde çaldığı zaman bütün müzisyenleri altetmişti. Ayrıca zamanını en iyi hazırlıksız şiir söyleyicisiydi. Dük bu genç Floransalı ressamın çekiciliğine hemen kapıldı ve teklifini kabul etti. Böylece onun on yedi yıl Milano&#8217;eda yaşayıp çalışmasını sağladı.</p>
<p>Dehasını çeşitli çalışmalarıyla ortaya koydu. Ludovico da onun kişiliğini sanatı kadar iyi değerlendirebilmesini bildi. Leonardo bütün saray eğlence ve gösterilerinin de başındaydı. Hicivler, alegoriler ve şarkılar yazıyor ve ayrıca kendi görevleriyle de uğraşıyordu. Bu yoğun çalışma temposunu kendine has bir uyuma düzeniyle gerçekleştirebiliyordu. Günün her saatinde yanlızca 15 dakika uyuyarak verimli bir çalışma sistemi geliştirmişti. 1485 &#8216;de Milano&#8217;da görülen bir salgın, Leonardo&#8217;ya şehri bir sağlık düzeniyle yeniden kurma fikrini verdi. Planları hazırladı ve Ludovico&#8217;ya sundu. Ertesi yıl Milano katedrali için planlar hazırladı. Bu arada geometri, astronomi, enerji ve lut yapımı üzerinde çalışıyor, boş zamanlarında da Francesco Sforza&#8217;nın at üzerindeki heykelinin modelini hazırlıyordu. Yıllarca süren çalışmanın sonunda 80 metrelik heykeli tamamladı ve Milano&#8217;da sergiledi. Fakat bu dev heykelin bronzdan dökümü yapılamamıştı ve altı yıl sonra da Milano Fransızların saldırısına uğradığında okların hedefi oldu ve yıkıldı.</p>
<p>Leonardo Da Vinci , 1494 yılında Lombardiya ovasını baştan başa kaplayacak su yolları şebekesinin planlarını hazırladı ve şimşek ve fırtına üzerine gözlemler yaptı. Ressam Leonardo ise &#8221;Madonna&#8221; resmini bitirmiş ve aynı yıl resimlerinin en ünlüsü &#8221;Son Yemek&#8221; tablosuna başlamıştı. Bu resim Santa Maria delle Grazie manastırının duvarına yapılmıştı, fakat tempera boyası sıvaya, sıva da duvara uymamıştı, kısa zamanda parça parça dökülmeye ve bozulmaya başladı. Son Yemek adlı tablo, bozulmuş durumuna rağmen dünyanın en büyük eserlerinden biridir. Rönesansın kusursuzluğa ulaşan ilk baş eseri ve bütün çağların resim tarihinde en mükemmel kompozisyon diye tanımlanan bu eser, kusursuz tekniği ile ancak yaratıcısının esin kaynağıyla boy ölçüşebilir. Leonardo&#8217;nun Milano döneminde aralarında &#8221;Kayaların Bakiresi&#8221; adlı tablosunun da olduğu sayısız iç süsleme ve portre çalışması vardır.</p>
<p>Ludovico düklükten çekilince, Leonardo 1499 yılı sonunda Milano&#8217;dan ayrılarak Venedik&#8217;e gitti. Venedik&#8217;te Düşes Isabella Gonzaga onu son derece iyi karşıladı. Düşesin tebeşirle bir portresini yapan Leonardo, bunu sonradan bir tablo haline getireceğine söz verdi fakat bilim Leonardo&#8217;yu gittikçe daha büyük bir güçle kendine çekiyordu ve vaktinin çok büyük bir bölümünü matematiğe ve mühendisliğe ayırıyordu. Leonardo&#8217;nun mimari ve askeri mühendisliğe ilgisi, gezilerini ve etkinliklerini de belirlemişti. Savaş makineleri, toplar, nakliye ve kuşatma gereçlerine dair bilgisini dükalığın düşmesinden sonra, Cumhuriyetin askeri danışmanı sıfatıyla Venedik&#8217;e gittiğinde pratiğe dökme fırsatı buldu. Leonardo askeri mühendis olarak, Brunelleschi, Taccola, Francesco di Gorgio ve Valturio&#8217;nun kavramlarını geliştirdi. Ateşli silahların ortaya çıkmasından sonra karada ve denizde kullanılanılabilecek silahlar tasarladı ve balistik deneylerle bu silahların etkilerini gözler önüne serdi. Leonardo&#8217;nun diğer askeri tasarımları arasında çok namlulu toplar, fırlatma mekanizmaları ve patlayıcılar da sayılabilir. Ayrıca bugün kullandığımız haliyle makasın tasarımcısı da Leonardo&#8217;dur.</p>
<p>1500 yılının Nisan ayında Flosansa&#8217;ya doğru yola çıktı. Şimdi de coğrafyaya ilgi duymaya başlamıştı, Hazar Denizi&#8217;ndeki med ve cezir üzerine araştırmalar yapıyor, yazılar yazıyordu. Aynı zamanda Arno Nehri&#8217;nin kanalize edilmesi için planlar hazırlıyor ve diğer yol ve köprü yapımı projeleri üzerine çalışıyordu. Hatta bu tasarımlarının arasında 1502&#8242;de Osmanlı Padişahı II. Bayezid&#8217;e sunduğu ve Haliç için tasarladığı bir köprü de bulunur. Fakat kabul görmedi. -Bu tasarım daha sonra 2001 yılında Norveç&#8217;te yapıldı.- Bu dönemde Soderini Leonardo&#8217;ya yontması için bir mermer blok teklif etti, fakat buna ayıracak zamanı olmadığından teklifi geri çevirdi. Bu mermer daha sonra Leonardo&#8217;nun çağdaşı olan Michelangelo&#8217;ya Davut heykelini yapması için verilmiştir.</p>
<p>Michelangelo, Leonardo&#8217;yu sevmezdi. Bir gün yolda karşılaştıklarında, Michelangelo ona &#8221; At ressamı! Bir heykeli bile bronza dökemeyip utanç içinde kaldın.&#8221; diye bağırdığı rivayet edilir.</p>
<p>1502 yılında Cesare Borgia&#8217;nın hizmetine giren Leonardo, bütün orta İtalya&#8217;yı baş mühendis sıfatıyla dolaştı ve bu yolculukları sırasında yaptığı kusursuz ve ayrıntılı altı harita bugün Windsor Saray Kitaplığı&#8217;nda saklanmaktadır. Kısa bir süre sonra Floransa&#8217;ya dönen Leonardo, Floransalı bir soylunun sarayının toplantı odası için savaş resmi taslağı hazırlamakla görevlendirildi. Leonardo&#8217;nun değişiyle hayvanca bir çılgınlık olan bu savaş resmi bütün ressamların hayranlığını ve övgüsünü kazandı. Leonardo&#8217;nun Raphael gibi genç sanatçılar üzerinde bıraktığı etkiler büyük ve kalıcı oldu. Bu dönemde Leonardo, ünlü resmi &#8221;Mona Lisa&#8221; üzerinde çalışıyordu. 1506 yılında tamamlanan bu resimdeki kadın portresi, gülümsemesi, garipliği ve anlamının güçlülüğüyle ün salmıştır.</p>
<p>Aynı yıl bir kere daha Milano&#8217;ya gitti ve ünü ordan Fransa&#8217;ya kadar ulaşana dek orda kaldı. 1514 yılında Fransa kralı I. Fransuva&#8217;nın teklifini kabul ederek Ambois yakınındaki Cloux şatosuna yerleşti. Öldüğü 1519 tarihine kadar da burada yaşadı.</p>
<p>Olağanüstü resim ve heykellerinden başka not defterlerindeki yazıları ve taslaklarıyla yüzyılların en büyük insanı ve en yüce zekası sıfatını hakeden Leonardo, ta o çağlarda bir uçak taslağı çizmiş, buharın kullanılışını da inceleyip, bir buhar topu ve gemilere çark şemaları da çizmiştir.</p>
<p>Hidrolik biliminin yaratıcısı ve resim çekiminde karanlık odanın bulucusudur. Suyun molekül yapısı, ses ve ışık dalgaları üzerine geniş bilgisi olan Leonardo, çiçek ve filiz yapısı ve düzeni konusunda da çalışan ilk kişidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/leonardo-da-vinci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Kuşçu</title>
		<link>http://www.zaruret.com/biyografi/ali-kuscu.html</link>
		<comments>http://www.zaruret.com/biyografi/ali-kuscu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:12:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[ali kuşçu]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kuşçu biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kuşçu Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kuşçu yaptıkları]]></category>
		<category><![CDATA[mucit ali kuşçu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zaruret.com/?p=357</guid>
		<description><![CDATA[Ali Kuşçu Kimdir
Onbeşinci yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur&#8217;un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey&#8217;in doğancıbaşısı idi. &#8220;Kuşçu&#8221; lâkabı buradan gelmektedir.
Ali Kuşçu, Semerkand&#8217;da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmî (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşî (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve  <a href="http://www.zaruret.com/biyografi/ali-kuscu.html" class="more-link">More &#62;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali Kuşçu Kimdir</strong></p>
<p>Onbeşinci yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur&#8217;un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey&#8217;in doğancıbaşısı idi. &#8220;Kuşçu&#8221; lâkabı buradan gelmektedir.</p>
<p>Ali Kuşçu, Semerkand&#8217;da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmî (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşî (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır. Ali Kuşçu bir aralık, öğrenimini tamamlamak amacı ile, Uluğ Bey&#8217;den habersiz Kirman&#8217;a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey&#8217;e armağan etmiş ve Ali Kuşçu&#8217;nun kendisinden izin almadan Kirman&#8217;a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.</p>
<p>Ali Kuşçu, Semerkand&#8217;a dönüşünden sonra, Semerkand Gözlemevi&#8217;nin müdürü olan Kadızâde-i Rûmî&#8217;nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiş ve Uluğ Bey Zîci&#8217;nin tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Ancak, Uluğ Bey&#8217;in ölümü üzerine Ali Kuşçu Semerkand&#8217;dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan&#8217;ın yanına gitmiştir. Daha sonra Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı sağlamak amacı ile Fatih Sultan Mehmed&#8217;e elçi olarak gönderilmiştir.</p>
<p>Bir kültür merkezi oluşturmanın şartlarından birinin de bilim adamlarını biraraya toplamak olduğunu bilen Fatih, Ali Kuşçu&#8217;ya İstanbul&#8217;da kalmasını ve medresede ders vermesini teklif eder. Ali Kuşçu, bunun üzerine, Tebriz&#8217;e dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul&#8217;a geri döner. İstanbul&#8217;a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu&#8217;yu karşılayanlar arasında, zamanın ulemâsı İstanbul kadısı Hocazâde Müslihü&#8217;d-Din Mustafa ve diğer bilim adamları da vardır. İstanbul&#8217;a gelen Ali Kuşçu&#8217;ya 200 altın maaş bağlanır ve Ayasofya&#8217;ya müderris olarak atanır. Ali Kuşçu, burada Fatih Külliyesi&#8217;nin programlarını hazırlamış, astronomi ve matematik dersleri vermiştir. Ayrıca İstanbul&#8217;un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu&#8217;nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği dersler olağanüstü rağbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafında da izlenmiştir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan Paşa da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığı ile Ali Kuşçu&#8217;nun derslerini takip etmiştir. Nitekim etkisi onaltıncı yüzyılda ürünlerini verecektir.</p>
<p>Ali Kuşçu&#8217;nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih&#8217;e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer&#8217;in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer&#8217;e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu&#8217;nun diğer önemli eseri ise, Fatih&#8217;in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zaruret.com/biyografi/ali-kuscu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
