![]() |
|
|||||||
| Ironik Hikayeler Korku, heyecan, ilginç ironik hikayeler |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() Üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: AfriKâ xD
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 10 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Mirası Beyoğlu Babam at hırsızına benzermiş. Sakalları gözlerinin altından başlarmış. Her nefes, her lokma sakkallarına yarar, her adımla biraz daha uzarlarmış. Annem babamın boş zamanlarında hep sakallarını kaşıdığını söylerdi. Ve ne gariptir ki annemin kaşları dahi yoktur. O tüysüz bir kuş gibi uçmaya özlemli... Bir gıdımcık olsun, ağdayı anımsatacak yapışkanlıkta zamazingo yoktur evimizde. Bense ne anneme çekmişim, ne de çok şükür babama... Annem okumam için bütün dünyayla savaşabilirdi; babamla savaştığı gibi... Ok`la Yay`ın kavgası, çekişmesi... Ok Yay`a o kadar aşık oldu ki; hedefe giderken bile, hep ardına baktı.Yay`a... Baktı, ilerledi, baktı, ilerledi....Öylesine aşıktı ki artık ona, saplandığı insana aşkını düşünmeksizin akıttı, boşalttı. Durmadı hiç, canı çok acımıştı çünkü. Aşkını akıttığından da, saplandığı insanın canı çok yandı, kıvrandı, dolandı acıya. Acı artık, saplandığı insana aitti. Aşk... Yay ise bundan hep habersiz, her seferinde terk edilmekten mutsuz, sonunda yorgun düştü. Yaşlandı, beyazladı ruhu, kamburlaştı sırtı. Eğildi ama asla bükülmedi; eğildi ama hep gergin kaldı ipi. Hep... Annem de hep ok attı hayata. İşte ne gelirse artık eline: emeğini, sıkmaktan dökülen dişlerini, sinirden pabuçlarını fırlattı hayata bir güzel. Şimdi mi? Şimdi, yorgun O da. Kamburu da var hani biraz. Doktor kemik erimesinin bu yaşlarda etkisini artırdığını söylüyor. Annemse şimdi kalsiyum haplarına aşık, e bi de ben varım tabi hayatında. Bilgi, diploma, bilinç, sorumluluk, etiket, "-miş gibi" hayatımda her şey... Babamı bana asla kötülemedi annem, karalamadı. Yapamazdı da zaten o ekşi-tatlı çağla yeşili gözleriyle bunu. Babama karşı tek savunması: umursamaz görünmekti. Her şey ortadayken bile... Neden, nasıl, kiminle gittiğini de çok sonra, başka başka ağızlardan öğrendik. Zavallıcık babacık, sinsi olduğunu sanıp mafyaya "kuyruk" oldu, sonraları kendi kuyruğunu ısıracak yılan için... Para kadın getirdi, para kumar getirdi, kumar da borç... Ne sıkıcı bir sıralama di mi? Ama yaşamak hiç de öyle olmadı. Annem, babamın para kazanmak için gittiği masalını kulağıma fısıldarken, karı-kız peydah oldu, fütursuzca yamandı huzursuzluğu evimize. Söylentilerin kırıntılarıyla izini sürdüğümüz babam, sadece bir kez mektup attı bize. Annemse sekreterliğe başlamıştı bir şirkette. "Yaşıyorduk" diyebilirdim sadece... Babam borcunun, mezar çiçeği gibi her an tepesinde açabileceğini yazmıştı. Ama biz saygıdan her bayramda gidip suladık çiçekleri, kuruyanları değiştirdik, bir de üstüne dua okuduk. Ba- ba, ab-ba, ab-ab... Baba nasıl söylenir? Annem, şirket sekreteri... Kamburu topaklaştıkça, şirketteki koltuğu genişledi, masası kulaç kulaç büyüdü, odası arşın arşın genişledi. Çayının demi, kahvesinin sütü, bir de kullandığı dolma kalemlerinin altın kaplaması arttı. Şirkete küçük bir hissedar, kamburuna küçük bir paydı edindiği. Annem bir Ok`tu artık, bense Yay... O bana baktı, ilerledi, baktı, ilerledi. Şirketin düz, soğuk kağıtlarına saplandı, oraya hayatını akıttı. Sonra mı? Sonra kamburundan beni göremez oldu. İşi hayatına amaçtı artık. Eve gelmiştim ki, kapıcı bir mektup verdi: "Önemliymiş Ahmet`im, bana bile bırakmayacaklardı. Israr ettim, aldım senin için." Resmi evrak... Ya babam hakkındaysa? Hayır, o koca zarfın hepsi de bana gönderilmişti. Zaten yorgundu ruhum kadar bedenim de. Heyecan da oyuna katılınca, bedenim mızıkçılık yaptı. Gözlerim karardı, ellerim de tir tir...Bana kalan koca bir bina, Beyoğlu`nda... Evrakta yazılanlara, manasızca bakakalmışım. Toprağı bol olsun, babannemden kalmıştı miras. "Ah!Ne de iyi kadındı.Cana yakın, tonton... Birbirimizi ne de çok severdik. Yanaklarını sıka sıka bitirememiştim ki daha babanneciğim, nerelere gittin böyle haber vermeden?" derdim, tabi eğer tanısaydım. Belki benden haberi bile yoktu, oğluna olan umarsızlığı da cabası...Annemin anlattığına göre, efsane babanne en son nikah töreninde görülmüştü, bir daha da izine dahi rastlanamadı. Ne entarisinin bir parçası çalılara takılı bulunabildi, ne de parfümünün bir fısfısı burunları ziyaret etti. Onu bunu bırak, uçuyordum havalara. Hemen binayı ziyaret edecektim. Planlar yapılmıştı, sabah ilk vazifemdi gidip binayla tanışmak, bir de varsa kiracılarla. Tamı tamına beş kat... "Dört katını kiraya versek, en üst katına da biz geçeriz ha anne? Beyoğlu, manzara...Doyulmaz tadına, camekanla bile çeviririz, anasını satayım." Anası çoktan satılmıştı.Çoktaan... Boyalı badanalı, fena da görünmüyordu bina. Sabahın serin huzuru yokladı içimi, ürperdim. Yanaklarım gerilmişti sevinçten. Zili çalmak için uzandım ama bu koca binanın neden sadece bir zili vardı? "Ee, daha iyi işte, dört kiracı yerine bir tane, ne ala ne ala... Daha ballı olamam." Evet daha ballı olamazdım. On beşinci denememden sonra içerde birkaç tıkırtı duyuldu. İçerde birileri vardı. Zili çalmaya ve beklemeye devam ettim. İncecik, saten geceliğiyle, gözlerinin mahmurluğu ve içkinin bunaltan kokusuyla açtı kadın kapıyı. Kızılından olacak saçları yanıyor sandım. Sağa sola baktı hiçbir şey demeden, "Gel aslanım!" dedi, çekti içeri beni. -N`oldu, rüyanda görüp de dayanamadın mı yoksa? Sabah tarifesi ayrı çalışırız haa ona göre... -Yanlış anladınız, ben... -Sizi bizi bırak, heeey! Sen yoksa daha hiç? Hahahahha.. Ağzında evirip çevirdiği kelimeleri cakkıdı cakkıdı çiğniyordu. Vicudunu ise nimeti sayıp, ipotek etmişti belli... Sütünü erkeklerin bıyıklı dudakları arasına akıtmış, kaç geceler karaoğlan emzirmişti renksiz sütüyle. Hayatın vebasından nasıl uzak kalabilirdi ki bu insancıklar? -Bakın...
-Bakınmayı kes, soyun hadi uğraşamam senle be! Zaten uykumun içine ettin sabah sabah. Normalde dükkan öğleden sonra açılır da, sevdim seni... -Ben buraya bu bina hakkında konuşmak için geldim, tamam mı? Senden istediğim bir şey yok. Bu bina bana miras kalmış babannemden... Kadın ağlamaya başladı, hıçkırıklar vicudunun kıvrımlarını titretiyor, benim de içimi hoplatıyordu. Sarıldı sonra bana, burnunu eline sildikten sonra. -O bizim biricik mamamızdı. Beni korudu kolladı, el üstünde tuttu, sağ olsun. Hep yanımızda oldu. Korkma çocuğum Allah büyük! Evet Öyle güzel bir pozisyondaydım ki, bu evin içinde, bu kadının yanında ve babannemin bir genel ev işleticisi olduğunu öğrendikten sonra O`nun büyüklüğünü görmemek imkansızdı sahiden de. Ne var ki kadıncağız canını (artık nereyeyse) dişine takıp çalışmış. Kocaman bir binam vardı beyoğlu`nda. Alev saten, ona bu ismi takmıştım, beni bırakmadı; illa ki diğerleriyle de tanıştırmak istedi, kıramadım. Bu insanlar, "insan" dı. Ya babannem? Evladını unutan bir anne... İyi biri olabilir miydi hiç? Peki yaptıklarıyla babam hak etmiş olamaz mıydı bu terk edişi? Ben çoktan unutmuştum aile sıcaklığını, kenetlenişi, paylaşımı, kalabalık kahvaltı masasında hep bir ağızdan konuşmayı, buharı tüten çay bardağını iki yandan saran üşümüş elleri... Onlar aileydi. "Bırak!" dedim kendime o an..."Bu insanları kendi huzuruna bırak, belki de kendilerini tek iyi hissettikleri şu sofrayı devirip yıkma! Her ne kadar bir genelev de olsa bu sofrada sevgiyi, hem de en has olanından görmüştüm ben. Sevgiye aç, seks ve fantezi objesi olmaktan yorgun düşmüş bu hastalıklı gözlerin son insancıl ateşlerini de ellerinden alamazdım. Ben babam olamazdım! Onun gibi...
__________________
![]() O benim için baldı.. Hersey aslında eskide mi kaldı? Herkes oyle sandı.. Aslında herşey içimde saklı.. 16 senelik benlik.. Kalbim çalışmaz ki artık bitik..Yazdıgım sozler yaramaz oldu silindi artık okunmaz silik silik! ßu da gelir gecer sananlar.. Soyleyecklerim var.. O benim icin vazgecilmez bir yar.. Yeri gelir o da anlar.. Yagdı kalbime kar.. Herkes bana onu sorar.. En cok hatırlanmamak bana koyar! Yaslar gozlerden akmaya baslar.. Sarkar yanaklardan damlalar.. Timsah sanan var.. uCH-m uzulmeye baslar.. ßu lyriclere de artık hüzün sarar... ßen kacaar!!! ![]() info : mmmr_07@hotmail.com
|
|
|
|