![]() |
|
|||||||
| Yasamdan Hikayeler Yaşamdan hikaye örnekleri... Hayatın içinden. |
| Tags: basina, bir, bir tek basina, gercek, hikayeler, tek, yasam, yasamdan, yasamdan hikayeler |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() Üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Odam :)
Yaş: 16
Mesajlar: 1.035
Tecrübe Puanı: 10 ![]() |
Bir Tek Başına
Kırmızı mı, yoksa pembe mi karar veremediği çoraplarıyla sokak boyunca koştu. Arnavut kaldırımın kuru, karamel kokusunda, yanındaki hatunun tutkusunda koştu. Ayakkabılarını eline alıp, kızı tutup çekiştirip, deli divane koştu. Sigaranın yaraladığı ciğerlerin elverdiği kadar... Ayaklarında çorapla ezdiler yolları, sonra durdular. Göz göze gelip sımsıkı sarıldılar ve öpüşmeye başladılar. İkisi de gecenin savurduğu ayazdan üşüyüp pabuçlarını giydi. Tek bildikleri, kollarını açabildikleri kadar özgür oluşlarıydı. Eve yaklaştıkça çocuğun endişesi arttı, içindeki alkolün etkisi azaldı. Uzun merdivenlerin ardından eve girdiler. Kız kıkır kıkır gülerken, çocuk da kızın pürüzsüz gözbebeklerine ve bağcığı hünerle çözen ince, uzun parmaklarına baktı. Kız içeri girip, ceketi çıkardı. Çıkarırken de kendisini izleyen çocuğun yanağına masum bir öpücük kondurdu. Bu öpücük bir, bilemedin iki saat sonra yaşanacak tutkunun habercisiydi. Şimdi boyundan bağlı badisiyle, kaymaktan omuzları ve boynu açığa çıkmıştı. Saat, geceyi uyutalı çok olmuş; kendisi bile uykuya tahammülsüz bu gençleri bekliyordu. Kız odayı dolaşırken, çocuk da mutfakta kahve yaptı. Kızın ruhu ateşten kıpır kıpır, beli sarmaş oynaşa hazır; çocuk ise başarılı bir sevişmenin duacısıydı. Kız duvar kağıtlarının desenine hayranlıkla bakarken, kahveler geldi. Krem rengi fonun üzerine notaların döşendiği duvarlar. ritmin ahengini sunuyordu. Duvar pianosunun önünde durdu. Kapağını açıp, işaret parmağıyla kara-kısa diyezi yokladı, ama konuşturmadı. "Çalıyordum bir zamanlar ama babam ölünce uzun süre çalamadım." Babasının her akşam, sevdiği kadına nefes alan notaları nasıl mırıldandığı aklına geldi. Gözbebekleri karanlıkta kalmışçasına büyüdü. Çocuk ise bu hüzne el koyup, kızı kendine çevirdi ve yumuşacık öptü. "Bana bildiğin kadar çalar mısın? Seni piyanoda dinlemek istiyorum." Kız: "Çok değil..." Bitirmeden çocuk lafa girdi: "Bildiğin kadarını..." Kız tabureye ilişip, avuçlarındaki ritmi özgür bıraktı. Çocuk bu kadarını beklemiyordu. "Açıkçası etkilendim." dedi. "Tekniğin, temelin sağlam, hem de içkili kafaya rağmen..." İkisi de gülmeye başladı. Çocuk, kızın beline dokunan düz saçlarını okşadı ve dudaklarının hafifliğini kanıtlamak istercesine kızı usulce öptü. Buna karşılık da, kız ayağa kalktı ve tişörtünden tutup çocuğu balkona çekti. Dolunayın mavi ışığı balkona hüzme hüzme akıyordu. Işık kızın da, çocuğun da gözlerinin içini, hatta daha da ötesinde gömülü kalmış tutkuları ortaya çıkarıyordu. İlerideki evlerin yalnızlık kokan, çiğ sarı ışıklarını seyrettiler. Işık, yetersiz kalıyor, İstanbul`un ayıplarını örtüyordu. Galata Kulesi`ne baktı çocuk, tek başına o kadar da etkileyici değildi. İstanbul`du onu büyüten, yücelten, göverten... Bir, tek başına nasıl büyür? Galata Kulesi`nin çökmüş suratına, gözaltı torbalarına, gece-gündüz sönmeyen kederine baktı. Koyu kahverengi masanın yanına iliştirilmiş sandalyeleri manzaraya çevirip oturdular. Öndeki binalar, boğazın serin akan suyunun görünmesine izin vermiyordu. Tek Galata vardı önlerinde. Ah! Yaşlı Galata... Kız, kahvesini masaya bıraktı ve dürtülmüş bir kedi gibi sandalyeden zıpladı. "Hadi keman çal! Seni şimdi, burda dinlemek istiyorum." Çocuk ağız burun büktü önce; çünkü bu mavi ışıktan, manzaradan, bu ayazdan ayrılmak istemiyordu. Ağır adımlarla kemanını almak için içeriye girdi. Kızın sarhoşluğu, soğuğun yanağına attığı şaplaklarla etkisini yitirmişti. Kahve ayıltmış, ayaz diriltmişti. Üşüdüğünü fark etti, hızlı adımlarla içeriye astığı ceketini geçirdi üstüne ve gene balkona çıktı. Çocuk kemanın akorduna bakarken, kız da korkuluğa dayanmış yıldızları seyrediyordu. "Ah! Bir şey daha.." dedi çocuk ve içeriye daldı. Elinde küçüklü büyüklü, renk renk mumla geldi. Hepsini korkuluğun üstüne dizdi. Kızla çocuk arasında yanan titrek mumlar.. Şimdi her şey hazırdı. Kemanı boynuna dayayıp, çenesiyle öptü. Derin bir nefes aldı ve kemanı kuşatan iki el, marifetini ezgilerde gösterdi. Kız gözlerini kapatıp, kendini müziğin ritmine bıraktı. Coştuğu yerde hareketleri hızlandı ve gözlerini açıp çocuğa baktı. Çocuk da kendini kaptırmış, gözlerini kapatmıştı. Küçük devinimlerle elindeki yayı kemanın kalbine saplıyordu. Kız gülümseyerek yüzünü semaya çevirdi. Şehrin ışıkları, altın suyuna batırılmış yıldızları sankikara bir çarşafla örtmüştü. Bulanıktı yıldızlar: paslanmış, kokuşmuş gibi... Kız korkuluktaki mumun birini, sonra diğerini, diğerini derken hepsini söndürdü. Çocuğun yanında durdu. Kemanın mütevazi sesi havada yankılanmıyordu artık. Evet, kız mumları bir üfleyişte söndürmüştü, nitekim çocuğu bir öpücükte alevlendirdi. Şimdi gece daha aydınlıktı. Dolunaya sığınıp öpüştüler, hem de ayazdan hiç yakınmadan... Gökyüzünün alacakaranlığı, güneşin az sonra sahne alacağını bağırıyordu. Üstlerindeki battaniyeye ve birbirlerine sıkıca sarılmışlardı. Yorgunluk da vicutlarını sarmalamıştı. Kızın arada bir gözleri kapanıyordu, ama dudakları ufak bir tebessümü destekler gibiydi. Çocuksa ufku süzüyor ve ilerideki evlerin uyanışlarını bekliyordu. Sonra odaya geçtiler. Yatağın sahlep tadında, huzur veren yumuşaklığının yanında, kızın tarçın kokusu olmazsa olmazdı. Sımsıkı sevişmelerinden sonra, sarılıp uykuya teslim oldular. Ruhları uykuyu tattı. Müziğin ezgisi kulaklarından silinmedi, rüyalarına da girdi. Avucu, avcuna değdi. Sıktı... İkisi de... Bir, tek başına nasıl büyürdü? |
|
|
|